Sayfalar

30 Aralık 2007 Pazar

İKLİM

İKLİM
Geniş bir sahada, uzun yıllar boyunca (40 – 50 yıl) devam eden, atmosfer olaylarının ortalamasına iklim denir.

HAVA DURUMU
Dar bir sahada, kısa süre içerisinde görülen atmosfer olaylarına hava durumu denir.

KLiMATOLOJİ
Geniş sahalarda, uzun yıllar devam eden atmosfer olaylarının ortalamalarını tespit ederek, iklim bölgelerini ve karakterlerini inceleyen bilim dalına klimatoloji denir.

METEOROLOJİ
Dar sahalarda, kısa süreli atmosfer olaylarını inceleyen bilim dalına meteoroloji denir.

ATMOSFER ve ÖZELLİKLERi
Dünya’yı gazlardan meydana gelen bir geosfer (tabaka) kuşatır. Buna atmosfer denir.

Atmosferin Katları
Atmosfer, yerçekimi etkisiyle iç içe kürelerden meydana gelmiştir. Bunların yoğunlukları ve bileşimleri birbirinden farklıdır.
Troposfer: Atmosferin en alt tabakasıdır. Ekvator üzerindeki kalınlığı 16 - 17 km, 45° enlemlerinde 12 km, kutuplardaki kalınlığı ise 9 - 10 km dir. Bunun nedeni, Ekvator’daki hava kütlelerinin ısınarak yükselmesi, kutuplarda ise soğuyan havanın ağırlaşarak alçalmasıdır. iklim olayları troposferin 3 - 4 km lik kısmında meydana gelir. Çünkü, iklim olaylarında çok etkili olan su buharı troposferin 3 - 4 km lik kısmında bulunur. Troposfer daha çok yerden yansıyan ışınlarla ısınır.
Atmosferdeki gazların % 75'i troposfer katında bulunmaktadır.
Stratosfer: Troposferden itibaren 17 - 30 km ler arasında bulunur. Bu tabakada su buharı olmadığı için, iklim olayı görülmez. Stratosferde sıcaklık değişimi yok gibidir. Sıcaklık –45°C civarındadır. Stratosferde yerçekimi çok azaldığı için cisimler gerçek ağırlıklarını kaybederler. Üst kısımlarında ozon gazı bulunur.
Şemosfer: Stratosferden sonra 30 - 90 km ler arasında bulunur. iki kısımdan oluşur.
a. Ozonosfer: içerisinde bulundurduğu ozon gazından dolayı bu ismi almıştır. Güneş’ten gelen ve canlı yaşamı için zararlı olan ışınları (Ultraviyole ışınları gibi) tutar. Bundan dolayı canlıların koruyucu katıdır. Dünya’nın aşırı ısınıp, soğumasını önler.
b. Kemosfer: Bu katmana kemosfer denilmesinin nedeni, içerisinde bazı kimyasal olayların meydana gelmesidir. Az miktarda zararlı ışınların tutulması burada da görülür.
İyonosfer: Şemosferden sonra 90 - 300 km’ler arasında bulunur. Bu tabakadaki gazlar ultraviyole ışınlarının etkisi ile iyonlara ayrılmıştır. iyonlaşma sırasında açığa çıkan enerji ile sıcaklığı yükselmiştir.
(250 °C) iyonlar arasında elektron alışverişi son derece fazladır. Bundan dolayı haberleşme sinyalleri, radyo dalgaları bu tabakadan yansır.
Eksosfer: Atmosferin en üst ve en dış sınırını oluşturur. Eksosferde bazı gaz molekülleri yerçekimi etkisinden kurtularak uzaya kaçar. Bu nedenle dış sınırı kesin olarak tespit edilememekte, 10.000 km ye kadar çıktığı sanılmaktadır.

Atmosferin Faydaları
• İklim olayları meydana gelir.
• Canlı yaşamı için gerekli gazları ihtiva eder.
• Güneş’ten gelen zararlı ışınları tutar.
• Dünya’nın aşırı ısınmasını ve soğumasını engeller.
• Dünya ile birlikte dönerek sürtünmeden doğacak yanmayı engeller.
• Uzaydan gelen meteorların parçalanmasına neden olur.
• Güneş ışınlarının dağılmasını sağlayarak, gölgede kalan kısımların da aydınlanmasını sağlar. Bir başka ifade ile gölgelerin tam karanlık olmasını önler.
• Işığı, sesi, sıcaklığı geçirir ve iletilmesini sağlar.
• Hava akımları sayesinde gündüz olan kesimlerin aşırı sıcak, gece olan kesimlerin de aşırı soğuk olmasını engeller.

İKLİM ELEMANLARI
A. SICAKLIK
Yeryüzündeki sıcaklığın kaynağı Güneş’tir. Yeryüzünün Güneş’ten aldığı ısı miktarına sıcaklık denir. Termometre ile ölçülür. Sıcaklığın birimi santigrat derece (°C) dir.

Atmosfere gelen enerji % 100 kabul edilirse;
• Enerjinin % 25'i bulutların ve atmosferin etkisi ile uzaya doğru yansır.
• % 25'i atmosferde dağılarak gölge yerlerin aydınlatılmasını ve gök yüzünün mavi görünmesini sağlar.
• % 15'i atmosfer tarafından emilerek atmosferin ısınmasını sağlar.
• % 35'i yeryüzüne ulaşır. Bu enerjinin % 27'si yeri ısıtır. % 8'i ise yeryüzüne çarptıktan sonra tekrar uzaya yansır.




SICAKLIK DAĞILIŞINI ETKiLEYEN FAKTÖRLER
(SICAKLIK ETMENLERi)
1. Güneş ışınlarının yeryüzüne düşme açısı
Yeryüzünde sıcaklık dağılışını etkileyen en önemli faktördür. Güneş ışınları bir yere ne kadar dik düşerse, orası o kadar fazla ısınır. Düşme açısı küçüldükçe ısınma azalır. Düşme açısını belirleyen etkenler şunlardır:

a. Dünya’nın şekli ve enlem: Dünya’nın şekline bağlı olarak, Ekvator’dan kutuplara doğru gidildikçe güneş ışınlarının yere düşme açıları küçülür. Bunun sonucunda da Ekvator’dan kutuplara gidildikçe sıcaklık azalır.


b. Yaşanan Mevsim: Dünya’nın eksen eğikliği ve yıllık hareketine bağlı olarak güneş ışınlarının düşme açısı yıl boyunca değişir.
Buna göre, Kuzey Yarım Küre, yaz mevsiminde güneş ışınlarını daha dik, kışın daha eğik alır.
c. Günün Saati: Dünya’nın günlük hareketine bağlı olarak, güneş ışınlarının bir noktaya geliş açısı gün boyunca değişme gösterir. Güneş ışınları sabah ve akşam eğik açıyla, öğle vakti ise gelebileceği en dik açı ile gelir.
d. Bakı ve eğim: Güneş ışınlarının düşme açısı, yerşekillerinin Güneş’e bakma durumuna göre (Bakıya göre) ve yerşekillerinin eğimine göre değişir.



2. Güneş ışınlarının atmosferde katettiği yol
Güneş ışınlarının atmosferde aldığı yol uzadıkça enerji kaybı o oranda artar. Dik açı ile gelen ışınlar daha kısa bir yoldan yeryüzüne ulaşır ve daha az kayba uğrar. (Ekvator çevresi gibi)
Dar açı ile gelen ışınlar ise, daha uzun bir yoldan yeryüzüne ulaşır ve daha fazla kayba uğrar. (Kutup çevreleri gibi)

3. Güneşlenme Süresi
Güneşlenme süresi arttıkça sıcaklık artar. Yaz aylarında güneşlenme süresi fazla olduğundan sıcaklık değerleri yüksektir. Yine gün içinde en yüksek sıcaklıkların tam öğle vakti değil, öğleden birkaç saat sonra olması güneşlenme süresi ile ilgilidir. Geceleri ise, Güneş’ten enerji alınmadığı için soğuma görülür. Bu nedenle günün en soğuk anı, sabah Güneş doğmadan önceki andır.

4. Yükselti
Troposfer katında, yerden yükseldikçe sıcaklık değerleri her 100 m. de 0,5 °C azalırken, alçaldıkça her 100 m. de 0,5 °C artar.

5. Kara ve Denizlerin Dağılışı
Aynı miktarda güneş enerjisi alan karalar ve denizler aynı derecede ısınmazlar. Karalar denizlere oranla daha fazla ve çabuk ısınırken, denizler daha az ve geç ısınırlar. Yine karalar denizlere oranla daha fazla ve çabuk soğurken, denizler daha az ve geç soğurlar.

6. Nem Miktarı
Nem, bir yerin fazla ısınması ve soğumasını önler. Sıcaklık farkını azaltır. Güneş ışınlarının dik ve dike yakın geldiği Ekvator çevresi Dünya’nın en sıcak yerleri olması gerekirken, nemin fazlalığından dolayı olmamıştır. Dünya’nın en sıcak yerleri ise Dönenceler civarı (Tropikal çöller) olmuştur.
Kış mevsiminde, havanın bulutlu olduğu günlerde, ısı kaybı azaldığından sıcaklık değerleri yüksektir. Havanın bulutsuz olduğu günlerde ise, ısı kaybı daha fazla olduğundan sıcaklık değerleri düşüktür. Kuru ve ayaz bir hava yaşanır.

7. Okyanus Akıntıları
Okyanus akıntıları, hem denizler hem de karalar üzerinde havanın sıcaklığını etkilerler. Bu akıntılar sıcaklığın Ekvator’dan kutuplara doğru düzenli olarak azalmasını engeller.
Ekvator yönünden gelen Gulf - Stream, Brezilya, Kuroşivo ve Alaska gibi akıntılar sıcaklığı yükseltir. Buna karşılık, kutup yönünden gelen Labrador, Kanarya, Oyaşivo, Benguela ve Kaliforniya gibi akıntılar sıcaklığı düşürür.

8. Rüzgârlar
Kuzey Yarım Küre’de güneyden, Güney Yarım Küre’de de kuzeyden esen rüzgârlar, Ekvator yönünden geldikleri için sıcaklığı artırır. Kutup yönünden gelen rüzgârlar ise, sıcaklığı düşürürler. Bu durum enlem - sıcaklık ilişkisine örnektir.
Denizden karaya doğru esen rüzgârlar kışın ılıtıcı, yazın ise serinletici etki yapar.
Karadan denize doğru esen rüzgârlar ise, kışın sıcaklığı düşürücü, yazın ise sıcaklığı yükseltici etki yapar.

9. Bitki Örtüsü
Bitki örtüsü, güneş ışınlarının bir kısmını emerek gündüz yerin fazla ısınmasını önler. Gece ise, yerden ışıyan sıcaklığın bir bölümünü tutarak fazla soğumayı engeller. Bunun sonucunda, bitki örtüsünün gür olduğu alanlar ile seyrek olduğu alanlar arasında, sıcaklığın dağılışı açısından önemli farklar ortaya çıkar.

SICAKLIĞIN YERYÜZÜNDEKİ DAĞILIŞI
Sıcaklığın yeryüzüne dağılışı izoterm adı verilen eş sıcaklık eğrileri ile gösterilir. Sıcaklık haritalarına ise izoterm haritaları denir. izoterm haritaları günlük, aylık ve yıllık olabilir. Bu haritaların bir kısmı gerçek sıcaklıkları gösterir. Bunlara gerçek izoterm haritaları denir. Bu haritalarda yükseltinin etkisi hesaba katılır. Bir de, yükselti değerleri her yerde sıfır metre kabul edilerek, sıcaklık değerlerinin buna göre düzenlenip çizildiği haritalar vardır. Bu haritalara da indirgenmiş izoterm haritaları denir. Her yerin gerçek sıcaklığına, yükseltiden dolayı kaybettiği sıcaklığın eklenmesiyle indirgenmiş sıcaklık bulunur.
Örneğin, 1000 m. yükseklikteki bir yerin gerçek sıcaklığı 16°C ise, buranın indirgenmiş sıcaklığı;


Dünya Yıllık Ortalama Sıcaklık Dağılışı


• Yeryüzünde üç farklı sıcaklık kuşağı oluşmuştur.


• Genel olarak (Dünya’nın şekli sonucu) Ekvator’dan kutuplara gidildikçe sıcaklık azalır. Ancak en yüksek sıcaklıklara dönenceler çevresinde rastlanmaktadır.
• Kuzey Yarım Küre, Güney Yarım Küre’den daha sıcaktır. Çünkü, Kuzey Yarım Küre’de karalar, Güney Yarım Küre’de denizler daha fazla yer kaplar.
• Kuzey Yarım Küre’de, yüksek enlemlerdeki karaların batı kıyıları, doğu kıyılarına göre daha sıcaktır. Sebebi, sıcak okyanus akıntılarıdır. (Gulf - Stream, Alaska, vb.)
• Kuzey Yarım Küre’deki sıcaklık farkları Güney Yarım Küre’den daha fazladır. Sebebi, kara - deniz dağılışıdır.

Dünya Ocak Ayı Ortalama Sıcaklık Dağılışı


• Ocak ayında, Kuzey Yarım Küre’de kış mevsimi yaşanır.
• Bu ayda Dünya’nın en soğuk yerleri Sibirya, Kanada ve Grönland’ın kuzey bölgeleridir.
• Bu ayda Dünya’nın en sıcak yerleri, Oğlak Dönencesi üzerindeki kara içleridir.

Dünya Temmuz Ayı Ortalama Sıcaklık Dağılışı


• Temmuz ayında, Kuzey Yarım Küre’de yaz mevsimi yaşanır.
• Bu ayda, Dünya’nın en sıcak yerleri Büyük Sahra, Arabistan Yarımadası’nın iç kısımları, iran, Orta Asya, Meksika, Amerika’nın orta kesimleri ve Arizona çevresidir.
• Bu ayda Dünya’nın en soğuk yerleri Antarktika Kıtası’ndadır.

B. BASINÇ ve RÜZGÂRLAR
BASINÇ
Atmosferi oluşturan gazların yeryüzüne yaptığı etkiye basınç denir. Basınç barometre ile ölçülür. Basıncın değeri milibar (mb) denilen birimle belirtilir. Aynı basınca sahip olan noktaların birleştirilmesiyle oluşturulan iç içe kapalı eğrilere ise izobar adı verilmektedir.
Atmosfer basıncını etkileyen faktörler şunlardır:

1. Yerçekimi
Yerçekiminin etkisiyle gazlar Dünya’yı çepeçevre kuşatmıştır. Yükseklere doğru çıkıldıkça ve alçak enlemlere doğru geldikçe yerçekimi azalır. Buna bağlı olarak basınç da azalır.
Yerçekimi ile basınç arasında doğru orantı vardır. Yerçekimi arttıkça basınç artar, yerçekimi azaldıkça basınç azalır.

2. Yükselti
Yükseldikçe basınç azalır. Bunun nedeni, yükseklere doğru çıkıldıkça Atmosfer’i oluşturan gazların yoğunluklarının yerçekimi etkisiyle azalmasıdır. Basınç ile yükselti arasında ters orantı vardır.

3. Termik Etkenler (Sıcaklık)
Sıcaklığın artmasıyla hava genişler, hafifler ve yükselir. Yükselen havanın yere yaptığı basıncın azalmasıyla, alçak basınç alanları doğar.
Sıcaklığın azalmasıyla soğuyan havanın hacmi daralır, ağırlaşır ve alçalır. Alçalan havanın yere yaptığı basıncın artmasıyla yüksek basınç alanları doğar.
Bu şekilde, ısınma ve soğumaya bağlı olarak oluşan basınç merkezlerine termik basınç merkezleri denir. Örneğin, Ekvator çevresi sürekli sıcak olduğundan, burada termik alçak basınçlar oluşmuştur. Kutuplar civarı ise, sürekli soğuk olduğundan burada da termik yüksek basınçlar oluşmuştur. Sıcaklık ile basınç arasında ters orantı vardır.

4. Dinamik Etkenler
Hava kütlelerinin alçalarak yığılması veya yükselerek seyrekleşmesi sonucunda ortaya çıkar.
Örneğin, troposferin üst kısımlarında, Ekvator’dan kutuplara doğru esen Ters (üst) Alize rüzgârları Dünya’nın dönme hareketinin etkisiyle 30° enlemleri civarında alçalarak yüksek basınç alanlarını oluştururlar.
Bununla birlikte, Batı ve Kutup rüzgârları da 60° enlemleri civarında karşılaşınca yükselirler ve burada alçak basınç alanlarını oluştururlar.
işte, bu şekildeki hava hareketlerine bağlı olarak oluşan basınç merkezlerine de dinamik basınç merkezleri denir.
Atmosfer basıncı, yere yaptığı basınç derecesine göre üçe ayrılır.
Normal Basınç: 45° enlemlerinde, deniz seviyesinde, 0°C sıcaklıkta, 760 mm yüksekliğindeki cıvanın yaptığı basınca eşit olan atmosfer basıncına normal basınç denir. Bu basınç 1013 milibardır.
Yüksek Basınç (Antisiklon): 1013 milibardan daha yüksek olan basınçlara yüksek basınç denir. Yüksek basıncın görüldüğü yerlerde alçalıcı hava hareketleri vardır.
Alçak Basınç (Siklon): 1013 milibardan daha az olan basınçlara alçak basınç denir. Alçak basıncın görüldüğü yerlerde yükselici hava hareketleri vardır.

YERYÜZÜNDEKİ SÜREKLİ BASINÇ ALANLARI
1. Termik Kökenli Basınç Alanları
• Ekvatoral Alçak Basınç Alanı (Tropikal Siklon)
Ekvatoral bölge üzerinde bütün Dünya’yı kuşatan sürekli bir alçak basınç alanı uzanır. Bunun nedeni buraların devamlı ısınmasıdır. Bu basınç kuşağı kışın güneye, yazın da kuzeye doğru genişler.
• Kutuplar Yüksek Basınç Alanı (Polar Antisiklon)
Kutuplar yıl boyunca soğuk olduklarından, buralarda sürekli bir yüksek basınç alanı oluşmuştur. Bu basınç alanı kışın genişler, yazın da daralır.

2. Dinamik Kökenli Basınç Alanları
• Ekvator Üstü Yüksek Basınç Alanı (Subtropikal Antisiklon)
Ekvatoral bölgede, ısınarak yükselen hava kütleleri üst alizeler halinde kutuplara doğru eserken, gerek Dünya’nın ekseni etrafında dönmesinden, gerekseyerçekimi ve soğumadan dolayı 30° enlemleri civarında alçalır. Sonuçta, bu enlemlerde yüksek basınç alanı oluşur.
• Kutup Altı Alçak Basınç Alanı (Subpolar Siklon)
Batı ve Kutup rüzgârları, 60° enlemleri civarında karşılaştıktan sonra yükselirler. Sonuçta bu enlemlerde alçak basınç alanı oluşur.

RÜZGÂRLAR
Yüksek basınç (antisiklon) alanlarından alçak basınç (siklon) alanlarına doğru olan yatay hava akımlarına rüzgâr denir. Rüzgârın yönü, coğrafi yönlerle ifade edilir. Rüzgâr hızı anemometre adı verilen aletle ölçülür.

Rüzgârın hızını etkileyen faktörler
a. Basınç farkı: Rüzgârın hızı basınç farkıyla doğru orantılıdır.
Basınç farkı çok ise rüzgâr hızlı, basınç farkı az ise rüzgâr yavaş eser. iki bölge arasındaki basınç farkının sona ermesi ile rüzgâr etkinliği kaybeder.
b. Basınç merkezleri arasındaki uzaklık: Aynı basınç farklarına sahip, birbirinden farklı uzaklıktaki noktalar arasında rüzgârların hızı farklıdır. Birbirine yakın olan noktalar arasında, izobar yüzeylerinin eğimi fazladır ve rüzgâr hızlı eser. Birbirine uzak olan noktalar arasında ise, izobar yüzeylerinin eğimi azdır ve rüzgâr yavaş eser.


c. Dünya’nın Dönmesi: Dünya’nın dönüşüne bağlı olarak rüzgârlar, düz çizgiler yerine saparak hareket ederler. Bu sapmalar ise onlara hız kaybettirir.
d. Sürtünme: Engebeli arazilerde rüzgârlar çok fazla engellerle karşılaştığı için hızları azalır. Bundan dolayı, rüzgârların hızı, sürtünmenin azaldığı düz ve açık alanlarda fazladır.

Rüzgârın yönünü etkileyen faktörler
a. Basınç merkezlerinin konumu: Rüzgârın yönünü belirleyen, öncelikle basınç merkezlerinin konumudur. Basınç merkezleri yer değiştirdikçe rüzgârın yönü de değişir.
b. Yeryüzü şekilleri: Rüzgârlar basınç merkezleri arasında hareket ederken, yeryüzü şekillerine çarparak yön değiştirirler.
Bir bölgede rüzgârın yıl içerisinde en fazla estiği yöne hakim rüzgâr yönü denir. Hakim rüzgâr yönü yerşekillerine göre ortaya çıkar.


Yukarıdaki grafiğe, rüzgâr gülü diyagramı adı verilir. Bu grafikte A merkezine, rüzgârların büyük bir çoğunlukla kuzeydoğu ve güneybatı yönlerinden estiği dikkate alınırsa, bu yerleşim yerinin kuzeydoğu-güneybatı uzantılı bir vadide yer aldığı söylenebilir.
c. Dünya’nın Dönmesi: Dünya’nın kendi ekseni etrafında dönmesi sonucunda, rüzgârlar basınç merkezleri arasındaki en kısa yolu izleyemezler. Rüzgârlar, Kuzey Yarım Küre’de hareket yönünün sağına, Güney Yarım Küre’de ise hareket yönünün soluna saparlar.
Yüksek basınç alanlarında rüzgârlar, merkezden çevreye doğru hareket ederler.


Alçak basınç alanlarında ise rüzgârlar, çevreden merkeze doğru hareket ederler.

<

RÜZGÂR ÇEŞİTLERİ
1. Sürekli (Yıllık) Rüzgârlar
a. Alize Rüzgârları: 30° Kuzey ve 30° Güney enlemlerindeki dinamik yüksek basınç alanlarından, Ekvator’daki termik alçak basınç alanına doğru esen rüzgârlardır.



Özellikleri
• Başlangıçta sıcak ve kurudurlar. Ancak, denizler üzerinden geçerken nem kazanırlar.
• Tropikal kuşaktaki karaların doğu kıyılarına bol yağış bırakırlar. Bu nedenle Doğu rüzgârları da denir.
• Sürekli olmaları ve yönlerinin belli olması nedeniyle, yelkenli gemiler döneminde bu rüzgârlardan faydanılmıştır. Bu nedenle bu rüzgârlara ticaret rüzgârları (trade winds) da denilmiştir.
• Ekvatoral bölgede karşılaşan Alizeler, 3 - 4 km kadar yükselerek kutuplara doğru hareket ederler. Bunlara da ters alize (üst alize) adı verilir. Ters alizeler, dönenceler üzerinde alçalarak tropikal çöllerin oluşmasına neden olurlar.
• Sıcak okyanus akıntılarının oluşumuna neden olurlar.

b. Batı Rüzgârları: 30° enlemlerindeki dinamik yüksek basınç alanlarından, 60° enlemlerindeki dinamik alçak basınç alanlarına doğru esen rüzgârlardır.

Özellikleri
• Başlangıçta sıcak ve kurudurlar. Ancak, denizler üzerinden geçerken nem kazanırlar.
• Orta kuşaktaki karaların batı kıyılarına bol yağış bırakırlar.
• 60° enlemleri civarında Kutup rüzgârları ile karşılaşarak cephe yağışlarına yol açarlar.

c. Kutup Rüzgârları: Kutuplardaki termik yüksek basınçlardan, 60° enlemlerindeki dinamik alçak basınç alanlarına doğru esen rüzgârlardır.

Özellikleri
• Soğuk ve kuru oldukları için, etkili oldukları alanlarda sıcaklığı azaltarak kar yağışlarına neden olurlar.
• 60° enlemleri civarında Batı rüzgârları ile karşılaşarak cephe yağışlarına yol açarlar.
• Soğuk okyanus akıntılarının oluşumuna neden olurlar.

2. Devirli Rüzgârlar (Musonlar)
a. Yaz Musonu: Yaz mevsiminde karalar denizlere göre daha fazla ısınır. Bu nedenle buralarda alçak basınç alanları oluşur.
Aynı mevsimde deniz ve okyanuslar daha serin oldukları için, yüksek basınç alanı durumundadırlar. Bunun sonucunda, deniz ve okyanuslardan kara içlerine doğru büyük bir hava akımı olur. Bu rüzgârlara yaz musonu denir.


Yaz musonları deniz ve okyanuslardan kaynaklandıkları için bol nem taşırlar. Bundan dolayı etkili oldukları yerlere bol yağış bırakırlar.

b. Kış Musonu: Kış mevsiminde karalar, denizlere oranla daha fazla soğuyarak yüksek basınç alanı oluştururlar. Aynı mevsimde denizler ve okyanuslar üzerinde alçak basınç alanı vardır. Bunun sonucunda, karaların iç kesimlerinden deniz ve okyanuslara doğru büyük bir hava akımı olur. Bu rüzgârlara kış musonu denir.


Kış musonları kara kaynaklı oldukları için soğuk ve kurudurlar. Bu nedenle başlangıçta yağış getirmezler. Ancak, denizler üzerinden geçtikten sonra bir karaya varırlarsa yamaç yağışlarına yol açarlar.

3. Yerel Rüzgârlar
a. Meltem Rüzgârları: Gün boyunca oluşan sıcaklık ve basınç farkları sonucu meydana gelirler.
• Deniz ve Kara Meltemleri
Gündüz, karalar daha çok ısınacağı için alçak basınç alanı, denizler ise yüksek basınç alanıdır.
Bunun sonucunda denizden karaya doğru rüzgâr eser. Bu rüzgâra deniz meltemi denir.


Gece ise, karalar daha fazla soğuyarak yüksek basınç alanı durumuna geçerler. Denizler daha sıcaktır ve basınç azdır. Bunun sonucunda da, karadan denize doğru rüzgâr eser. Bu rüzgâra kara meltemi denir.



• Vadi ve Dağ Meltemleri
Gündüz, dağ dorukları vadilerden daha erken ısınır ve alçak basınç oluşur. Vadiler ise, daha serindir ve yüksek basınç alanıdır. Bunun sonucunda, vadi tabanlarından dağ yamacına ve doruklarına doğru rüzgâr eser. Bu rüzgâra vadi meltemi denir.


Geceleri ise, dağ yamaçlarında ve yüksek plâtolarda hızla soğuyan hava yüksek basınç alanı oluşturur. Alçak ovalar ve vadiler ise, nem oranının daha fazla olması nedeniyle sıcaktır ve alçak basınçlar görülür. Bunun sonucunda da, dağ yamaçlarından alçak ova ve vadilere doğru rüzgâr eser. Bu rüzgâra dağ meltemi denir.



b. Sıcak Yerel Rüzgârlar
• Föhn (Fön)
Hava kütleleri dağ zirvesine doğru çıkarken, sıcaklığı yaklaşık her 100 m. de 0,5 °C azalır. Belli bir yükseltiden sonra bünyesindeki nemi yağış olarak bırakır. Dağın arka yamacına geçtiğinde kuru özelliktedir ve yamaca sürtünerek alçalır. Sürtünmenin etkisiyle sıcaklığı her 100 m. de 1°C artar. Dağ zirvelerinden aşağıya doğru sıcak ve kuru olarak esen bu rüzgârlara föhn rüzgârı denir.


Föhn rüzgârı, İsviçre’de Alpler’in kuzey yamaçlarında görüldüğünden bu ismi almıştır. Föhn rüzgârı Türkiye’de, Toroslar ve Kuzey Anadolu Dağları’nın denize bakan yamaçlarında kışın ve ilkbaharda görülür.

• Sirokko
Kuzey Afrika’da, Büyük Sahra Çölü’nden sıcak ve kuru olarak Akdeniz’e doğru esen rüzgârdır. Fas, Tunus ve Cezayir’de etkisi belirgindir. Akdeniz’i geçerken nem kazanır. İspanya, Fransa ve İtalya’nın güney kıyılarına yağış bırakır.

• Hamsin
Sudan’dan gelen ve Mısır’dan Akdeniz’e doğru esen rüzgârdır. Sıcak, kuru ve boğucu bir rüzgârdır.

c. Soğuk Yerel Rüzgârlar
• Bora
Dalmaçya kıyılarında, Dinar Alpleri’nden Adriya Denizi’ne doğru esen soğuk ve kuru rüzgârdır. Hızı fazladır.

• Mistral
Fransa’nın Rhone vadisini izleyerek Akdeniz’e doğru esen soğuk ve kuru rüzgârdır.

• Krivetz (Kriviç)
Romanya’da, Aşağı Tuna Ovası’na doğru esen soğuk ve kuru rüzgârdır. Bükreş’te krivetz etkili olduğunda sıcaklık 10 - 15°C düşer.

d. Tropikal Rüzgârlar
Sıcak kuşakta, ani basınç farklarından kaynaklanan ve hızları saatte 100 - 150 km.ye kadar çıkabilen rüzgârlardır. Daha çok okyanuslar üzerinde oluşurlar. Belirli yollar izleyerek karaların üzerine de sokulurlar. Sarmal hava hareketleri halinde olduklarından, genellikle hortumlara sebep olurlar. Çevrelerine büyük zarar verirler. Tropikal rüzgârlara, Asya denizlerinde ve Avustralya’nın Büyük Okyanus kıyılarında Tayfun (Çince “Büyük rüzgar” demektir), Meksika Körfezi kıyılarında Hurrican (Hariken), Afrika’nın bazı kesimlerinde ve Latin Amerika kıyılarında da Tornado (Hortum) adı verilir.

C. NEM ve YAĞIŞLAR
Atmosfer içerisindeki subuharına nem denir. Nem higrometre adı verilen aletle ölçülür. Havanın nemi gram (gr) olarak ifade edilmektedir.
1. Mutlak Nem: 1m3 hava içerisinde bulunan subuharının gr olarak ağırlığına mutlak nem denir. Mutlak nem, sıcaklık ve buharlaşmanın fazla olduğu Ekvatoral bölgelerde çok, soğuk kutup bölgeleri ile yüksek dağlarda azdır.
2. Maksimum Nem: 1m3 havanın belli sıcaklıkta taşıyabileceği en fazla nem miktarına maksimum nem denir. Maksimum nem sıcaklığa bağlı olarak değişir. Sıcaklık arttıkça hava genişleyeceğinden taşıyabileceği nem miktarı artar. Sıcaklık azaldıkça hava daralır ve böylece taşıyabileceği nem miktarı azalır. Sıcaklıkla maksimum nem doğru orantılıdır.
3. Bağıl Nem (Nisbi nem): Mutlak nemin maksimum neme oranı havanın neme doyma oranını verir. Bu orana bağıl nem denir.
Yüzde (%) olarak ifade edilir.

Bağıl nem ile sıcaklık ters orantılıdır. Sıcaklık düştükçe maksimum nem azalacağından, bağıl nem yükselir. Sıcaklık değerleri yükseldikçe, maksimum nem artacağından bağıl nem düşer.
Bağıl nem çöl bölgelerinde ve kara içlerinde az, Ekvatoral bölge gibi yağışlı bölgelerde ve deniz kıyılarında çoktur.

YOĞUNLAŞMA
Havadaki su buharının, tekrar sıvı ya da katı haldeki suya dönüşmesine yoğunlaşma denir.
Yoğunlaşmanın meydana gelmesi havanın nem bakımından doyma noktasını aşmasına bağlıdır. Havadaki bağıl nemin yüzde 100'e ulaştığı noktaya doyma noktası denir. Doyma noktası aşıldığı takdirde hava su buharının fazlasını taşıyamaz. Fazla olan su buharı sıvı ya da katı hale dönüşür.
Yoğunlaşma sonucunda çok küçük su taneciklerinin biraraya gelmesiyle bulutlar oluşur. Bulutlar oluştukları yükseklikler dikkate alınarak üç gruba ayrılır.
Yüksek bulutlar (Sirüs’ler): Saçak, tüy, ya da ince iplikler biçimindeki bulutlardır. Yüksek bulutlar genelde yağış getirmezler. Bunlar, bir siklonun yaklaştığının ve havanın bozacağının habercisidirler.
Orta yükseklikteki bulutlar (Kümülüs’ler): Kümeler biçimindeki bulutlardır. Genelde alt kısımları düz ve siyah olur. Alt kısımlarının düz olmasının nedeni yoğunlaşmanın aynı seviyeden başlamasıdır. Siyah olmasının nedeni ise iri su taneciklerinden oluşmasıdır. Bu gruptaki bazı bulutlar yükseklere doğru büyür ve sağanak şeklinde şiddetli yağmurlar getirir.
Alçak bulutlar (Stratüs’ler): Yer’in üstünde, asılı gri bir tabaka gibi duran koyu renkli bulutlardır. Genelde yağışlara yol açarlar.
Belirli bir anda gökyüzünün bulutlarla kaplı kısmının tüm gökyüzüne olan oranına bulutluluk denir. Bulutluluk oranı çeşitli aynalardan oluşan ve nefometre adı verilen bir aletle ölçülür. Buna göre, gökyüzünün oranı 10 kabul edilerek;
• 0 – 2 oranı Açık havayı
• 2 – 8 oranı Bulutlu havayı
• 8 – 10 oranı Kapalı havayı ifade eder.
Sis, ise yeryüzüne çok yakın oluşmuş ya da yeryüzüne çökmüş bulutlardır. Sıcak ve nemli bir havanın daha soğuk bir yerle teması sonucu sis oluşur. Sıcak ve soğuk hava kütlelerinin karşılaşması da sislere yol açar.

YAĞIŞ TÜRLERİ ve ETKİLERİ
Atmosferdeki subuharının yoğunlaşarak sıvı ya da katı biçimde yeryüzüne düşmesine yağış denir. Başlıca yağış türleri şunlardır:
1. Çiy: Havadaki subuharının soğuk zeminler üzerinde, su tanecikleri şeklinde yoğunlaşmasıyla oluşur. Özellikle bahar aylarında görülür.
2. Kırağı: Havadaki subuharının soğuk cisimler üzerinde, 0°C den düşük sıcaklıklarda kristaller şeklinde yoğunlaşmasıyla oluşur. Sonbahar aylarında ya da kış başlarında görülür.
3. Kırç: Havadaki subuharının çok soğumuş ağaç dalları, tel, saçak, vb. cisimler üzerinde yoğunlaşarak buz tabakası haline gelmesidir. Kırağıdan ayrılan yönü, kristallerin üst üste yığılarak buz tabakası haline gelmesidir.
4. Yağmur: Bulutu oluşturan su taneciklerinin büyümesiyle oluşan su damlalarıdır. Yoğunlaşmanın devam etmesi ile ağırlığı artan su damlaları yağış şeklinde yere düşer.
5. Kar: Su buharının, yükseklerde 0°C nin altında yavaş yavaş yoğunlaşmasıyla oluşan buz kristalleri yere düşer. Bu tür yağışlara kar denir.
6. Dolu: Hava sıcaklığının birden bire ve büyük ölçüde azalması sonucu yağmur damlaları donarak buz parçacıkları halinde yere düşer. Bu yağışlara da dolu denir.

YAĞIŞLARIN OLUŞMA BİÇİMLERİ
(OLUŞUM NEDENLERİNE GÖRE YAĞIŞLAR)
1. Yamaç Yağışları (Orografik Yağışlar)
Nemli hava kütlelerinin, yatay yönde hareket ederken dağ yamaçlarına çarparak yükselmesi ve soğuması sonucu oluşan yağışlardır.
Dünya’da en çok, Güneydoğu Asya’da, Orta kuşaktaki karaların batı kıyılarında ve sıcak kuşaktaki karaların doğu kıyılarında görülür.


Türkiye’de ise, Toroslar’ın güneybatıya, Karadeniz Dağları ile Yıldız Dağları’nın kuzeye bakan yamaçlarında fazlaca görülür.

2. Konveksiyonel Yağışlar (Yükselim Yağışları)
Güneşli ve rüzgârsız günlerde ısınan hava yükselerek soğur. Belli bir yükseltiden sonra nemin yoğunlaşması ile yağış meydana gelir.
Dünya’da en çok, Ekvatoral bölgede rastlanır. Türkiye’de ise, İç Anadolu Bölgesi’nde İlkbahar’da görülen yağışlar konveksiyonel yağışlardır. Bu yağışlar halk arasında kırkikindi yağışları olarak bilinir.



3. Cephe Yağışları (Frontal Yağışlar)
Sıcak ve soğuk hava kütlelerinin karşılaşma alanlarında meydana gelen yağışlardır.


Dünya’da en çok, Orta kuşakta ve 60° enlemleri civarında görülür. Türkiye’de, özellikle kış mevsiminde görülen yağışların çoğu cephesel kökenlidir.

YAĞIŞLARIN YERYÜZÜNE DAĞILIŞI
Genel hava dolaşımı, kara ve deniz dağılışı, yerşekilleri yükselti gibi nedenlerden dolayı yeryüzünün her tarafı aynı oranda yağış almaz.
Dünya üzerinde;
• En yağışlı bölgeler; Ekvatoral bölge, Muson bölgeleri ve Orta kuşak karalarının batı kıyılarıdır.
• En kurak bölgeler ise; Orta kuşak karalarının dağlarla çevrili iç kısımları, dönenceler civarı, çevresine göre, alçakta kalmış yerler ve kutup çevreleridir.

TÜRKİYE’DE İKLİM ELEMANLARI
A. SICAKLIK
1. Yıllık Ortalama Sıcaklık Dağılışı


• En düşük ortalama sıcaklıklar, Kuzeydoğu Anadolu’da görülür.
• En yüksek ortalama sıcaklıklar, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin güneyi ile Akdeniz kıyılarında görülür.
• En düşük sıcaklık ile en yüksek sıcaklık arasındaki fark 8°C den fazladır.
• Sıcaklık genelde güneyden kuzeye gidildikçe azalmaktadır.
2. Temmuz Ayı Ortalama Sıcaklık Dağılışı


• Temmuz ayında, bölgeler arasındaki sıcaklık farkı Ocak ayına oranla daha azdır.
• Temmuz ayında en düşük sıcaklık, Kuzeydoğu Anadolu, Karadeniz kıyıları ve Marmara’nın kuzeyinde görülür.
• Bu ayda en yüksek sıcaklıklar , Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde görülür
3.Ocak Ayı Ortalama Sıcaklık Dağılışı


• Ocak ayında, bölgeler arasındaki sıcaklık farkı, Temmuz ayına oranla daha fazladır.
• En düşük sıcaklıklar, Kuzeydoğu Anadolu’da görülür.
• En yüksek sıcaklıklar Akdeniz kıyı kesiminde görülür.

B. BASINÇ ve RÜZGÂRLAR
BASINÇ
Türkiye’yi en çok etkileyen gezici basınç merkezleri şunlardır:
a. Sibirya YB Merkezi: Sibirya üzerinde oluşur. Türkiye’yi kışın etkiler. Soğuk ve kar getirir. 60° enlemleri çevresinde oluşmasına rağmen, soğumadan dolayı termik kökenlidir.
b. Asor YB Merkezi: Atlas Okyanusu üzerindeki Asor Adaları çevresinde, 30° DYB alanına bağlı olarak oluşur.
Kış mevsiminde Sibirya antisiklonu ile birleşerek Türkiye üzerinde etkili olduğunda İzlanda siklonu Türkiye’ye sokulamaz. Bunun sonucunda da ülkemizde kışlar soğuk, sert ve kar yağışlı geçer.
c. Basra AB Merkezi: Basra Körfezi çevresinin aşırı ısınmasıyla oluşur. Samyeli rüzgârları vasıtasıyla Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde etkili olur. Havadaki nemi kurutarak sıcaklık ve buharlaşmayı artırır. 30° Kuzey enlemi çevresinde oluşmasına rağmen, ısınmadan dolayı termik kökenlidir. Türkiye’de yaz mevsiminde etkilidir.
d. İzlanda AB Merkezi: İzlanda üzerinde oluşur. Türkiye’de kışın ve ilkbaharda etkili olur. Etkili olduğunda Türkiye’de kışlar ılık, kısa ve yağmurlu geçer. 60° enlemleri çevresinde oluştuğu için dinamik kökenlidir.

RÜZGÂRLAR
a. Soğuk Yerel Rüzgârlar
Karayel: Balkanlar’daki yüksek basınç ve Basra Körfezi’ndeki alçak basınç sonucu oluşur. Kuzeybatıdan soğuk ve kuru olarak eser. Kış mevsiminde Marmara Bölgesi ile Batı Karadeniz’de sıcaklıkları azaltarak kar yağışına neden olur.
Yıldız: Kuzeyden eser. Karadeniz üzerinden geldiği için soğuk ve nemlidir. Karadeniz Dağları’nda yağış bırakır.
Poyraz: Marmara, Karadeniz ve İç bölgelerimize kuzeydoğudan esen soğuk, kuru bir rüzgardır. Doğu Avrupa’daki yüksek basıncın etkisi sonucunda oluşur. Kışın sıcaklıkları azaltarak kar yağışına neden olur. Yaz poyrazı ise serin ve kuru olarak eser.
Ege Denizi’nde, yazın poyraz benzeri rüzgârlar tam kuzeyden eserler. Eski Yunanlılar bu rüzgarlara, ticaret rüzgârı anlamında Etesia demişlerdir. Bugün de, Dünya literatüründe Ege Denizi’nde yazın kuzeyden esen rüzgârlara etezyen (etesien) denilmektedir.
b. Sıcak Yerel Rüzgârlar
Lodos: Kuzey Afrika’daki yüksek basınç ve Hazar Denizi’ndeki alçak basınç sonucu oluşur. Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerinde etkilidir. Akdeniz’den geldiği için nemli ve sıcaktır. İç kesimlere sokulurken yükseltinin etkisiyle soğuyarak yağışa neden olur. Kış mevsiminde etkili olduğu bölgelerde, sıcaklığı artırarak kar erimelerine neden olur.
Kıble: Güneyden eser. İç kesimlerimizde etkili olur. Akdeniz Bölgesi’nde nemli ve sıcak, iç kesimlerde ise, kuru ve sıcak olarak eser.
Keşişleme (Samyeli): 30° enlemi çevresindeki dinamik yüksek basıncın etkisi sonucu oluşur. Suriye Çölü’nden Güneydoğu Anadolu’ya doğru eser. Sıcak ve kurudur. Bitkiler üzerinde kurutucu etkisi vardır.

C. NEM ve YAĞIŞLAR
• Türkiye’de yağış dağılışı haritası ile yerşekilleri haritası karşılaştırıldığında, aralarında yakın ilgi bulunduğu tespit edilmektedir.
• Türkiye’de fazla yağış alan yerler (1000 mm. den fazla), Doğu ve Batı Karadeniz bölümleri ile bazı Batı ve Doğu Anadolu dağlarıdır. En fazla yağış alan yer Rize çevresidir. (2400 mm. den fazla)
• Türkiye’de orta derecede yağış alan yerler (500 mm - 1000 mm arası), Akdeniz, Ege, Marmara, Orta Karadeniz, Doğu Anadolu ve İç Anadolu’nun kuzey kesimleridir.
• Türkiye’de az yağış alan yerler (500 mm nin altında), İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve yer yer Doğu Anadolu’nun çukur yerleridir. En az yağış alan yer, Tuz Gölü çevresi ile Iğdır Ovası civarıdır. (250 mm nin altında)

YERYÜZÜNDEKİ BAŞLICA İKLİM TİPLERİ ve TABİİ BİTKİ ÖRTÜSÜ
A. SICAK İKLİMLER
1. Ekvatoral İklim
Ekvator çevresinde, 0° – 10° Kuzey ve Güney enlemleri arasında görülür. Yıllık ortalama sıcaklık 25°C dolayındadır.
Yıllık sıcaklık farkı 2 - 3°C yi geçmez. Yıllık yağış miktarı 2000 mm den fazladır. Her mevsim yağışlı olmakla birlikte, ekinoks tarihlerinde yağış maksimum düzeye erişir. Tabii bitki örtüsü oldukça gür ve geniş yapraklı ormanlardır.
Ekvatoral iklim, Amazon ve Kongo havzalarının büyük bir kesiminde, Gine Körfezi kıyılarına yakın bölgelerde, Endonezya ve Malezya’nın büyük bir bölümünde etkili olmaktadır.

2. Tropikal İklim (Subtropikal - Savan)
10° - 20° Kuzey ve Güney enlemleri arasında ve 0° - 10° enlemlerinde 1000 m. den sonra görülür. Ekvatoral kuşak ile çöller arasında bir geçiş iklimidir.
Yıllık ortalama sıcaklık 20 °C dolayındadır. Yıllık sıcaklık farkı 4 - 5 °C dir. Yıllık yağış miktarı 1000 - 2000 mm. arasındadır. Güneş ışınlarının dik geldiği yaz ayları yağışlı, kışlar kuraktır. Tabii bitki örtüsü yüksek boylu ve gür bitki toplulukları olan savanlardır.

3. Muson İklimi
Muson rüzgârlarının etki alanlarında görülür. Yıllık ortalama sıcaklık
15 - 20 °C dir. Yıllık sıcaklık farkı 10 °C civarındadır.
Yıllık ortalama yağış 2000 mm. dolayındadır. Yıllık yağışların % 85'i yaz aylarında düşer. Kış mevsimi kurak geçmektedir. Tabii bitki örtüsü kışın yaprağını döken, yazın yeşillenen ormanlardır. Yağışların azaldığı yerlerde ise savanlar görülür.

4. Çöl İklimi (Sıcak ve Kurak İklim)
Dönenceler civarında, Asya ve Kuzey Amerika’da karaların iç kısımlarında ve Güney Amerika’da görülür. Bu iklim tipini, yağışların yok denecek kadar az olması belirler. Çöllerdeki nem yetersizliği, günlük sıcaklık farkının büyümesine zemin hazırlamıştır. Günlük sıcaklık farkının 50°C yi bulduğu zamanlar olmaktadır. Yıllık yağış miktarı
100 mm nin altındadır. Yağışlar daha çok sağanak yağmurlar şeklindedir. Tabii bitki örtüsü bazı kurakçıl otlar ve kaktüs bitkileridir.
Afrika’da B. Sahra, Ortadoğu’da Necef, Asya’da Gobi, Taklamakan, Avustralya’da Gobbon ve Gibson, Güney Afrika’da Kalahari ve Namib, Güney Amerika’da Patagonya, Atacama ve Peru yeryüzündeki başlıca çöl alanlarıdır.

B. ILIMAN İKLİMLER
1. Akdeniz İklimi
Genel olarak, 30° - 40° enlemleri arasında görülür. Yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlıdır. Yıllık ortalama sıcaklık 15 - 20°C dir.
Yıllık sıcaklık farkı ise 18°C kadardır. Yıllık yağış miktarı 600 - 1000 mm arasında değişir. En fazla yağış kışın, en az yağış yazın görülür. Karakteristik bitki örtüsü, kızılçam ormanlarının tahrip edilmesiyle ortaya çıkan makilerdir.
Makiler, sürekli yeşil kalabilen, kısa boylu, sert yapraklı, kuraklığa dayanabilen, çalımsı bodur bitkilerdir. Mersin, defne, kocayemiş, zeytin, süpürge çalısı, bodur, ardıç gibi bitkiler başlıca maki türleridir. Akdeniz ikliminde yağışın az çok yeterli olduğu orta yükseklikteki yamaçlarda iğne yapraklı ağaçlardan oluşan ormanlar (Kızılçam, sarıçam, karaçam ormanları gibi) yer alır.
Akdeniz iklimi en belirgin olarak Akdeniz çevresinde görülmekle birlikte, Güney Portekiz, Afrika’nın güneyinde Kap Bölgesi, Avustralya’nın güneybatısı ve güneydoğusu, Orta Şili ve ABD’nin Kaliforniya eyaletinde de etkili olmaktadır.

2. Okyanusal İklim
Genel olarak, 30° - 60° enlemleri arasında, karaların batı kıyılarında görülür. Yazlar fazla sıcak, kışlar da fazla soğuk olmaz. Yıllık sıcaklık ortalaması 15°C dir. Yıllık sıcaklık farkı 10°C yi bulmaktadır.
Yıllık yağış ortalaması 1500 mm. dir. En fazla yağış sonbaharda görülür. Tabii bitki örtüsü yayvan ve iğne yapraklı ağaçlardan oluşan ormanlardır. Ormanların tahrip edildiği yerlerde çayırlar bulunur.
Okyanusal iklim, Batı Avrupa, Kuzey Amerika’nın kuzeybatısı, Güney Şili, Avustralya’nın kuzeydoğusu ve Yeni Zelanda’da etkili olmaktadır.

3. Karasal İklim
Genel olarak, 30° - 65° enlemleri arasında, karaların deniz etkisinden uzak iç kısımlarında ve kıtaların doğu kıyılarında görülmektedir. Kışlar çok soğuk geçer ve uzun sürer. Yazlar ise sıcaktır. Yıllık sıcaklık ortalaması 0 - 10°C arasında değişir. Yıllık sıcaklık farkı 20 - 40°C dir. Yıllık yağış miktarı 500 - 600 mm dolayındadır.
En fazla yağış yazın, en az yağış kışın düşer. Kış yağışları daha çok kar şeklindedir. Tabii bitki örtüsü iğne yapraklı ormanlardır. Yağışın azaldığı kesimlerde de bozkırlar (step) görülür. Sibirya ve Kanada da iğne yapraklı ormanlara tayga ormanları adı verilir. Taygalar, Dünya ormanlarının % 15'ini oluştururlar.
Karasal iklim, Sibirya, Kanada ve Doğu Avrupa’da geniş bir yayılış sahasına sahiptir.

4. Step İklimi (Yarıkurak İklim)
Step iklimi, bir geçiş iklimi özelliği gösterir. Step iklimlerinde yıllık sıcaklık farkı 15 - 30°C dir.
Yıllık yağış miktarı 300 - 500 mm. dir. Step iklimlerinde en fazla yağış ilkbaharda ve yazın düşmektedir. Tabii bitki örtüsü yağışlı mevsimde yeşeren, kurak mevsimde sararan step (bozkır) tir.
İnsanlar tarafından ağaç kesilerek, yakılarak ormanların ortadan kaldırılması sonucunda oluşan bozkırlara antropojen bozkır denir. Bu tür bozkırlar, ormanların tahrip edilmesi sonucunda ortaya çıktığından yer yer orman ağacı topluluklarına rastlanır.

C. SOĞUK İKLİMLER
1. Tundra İklimi (Kutupaltı İklimi)
Genel olarak, 65° - 80° Kuzey enlemleri arasında görülür. Sıcaklığın çok düşük olduğu bir iklim tipidir. Bu iklimde en sıcak ayın ortalaması dahi 10°C yi geçmez. Kışın değerler -30°C ile -40°C ye iner. Yıllık sıcaklık farkının 65°C yi bulduğu yerler vardır. Yağışlar ortalama 200 - 250 mm kadardır. En fazla yağış yaz aylarında görülür. Tabii bitki örtüsü çalı, yosun ve yazın yeşeren kurakçıl otlardan oluşan tundralardır.
Tundra iklimi, Avrupa’nın kuzey kıyıları, Kuzey Sibirya, Kuzey Kanada, Grönland Adası kıyıları ve Orta kuşaktaki yüksek dağlarda etkili olmaktadır.

2. Kutup İklimi
Karlar ve buzullarla kaplı kutup bölgelerinde görülür. Sıcaklık ortalaması bütün yıl boyunca 0°C nin altındadır. Sıcaklık, çoğu zaman -40°C ye, hatta daha altına iner. Yıllık sıcaklık farkı 30°C dolaylarındadır. Yağışlar son derece az ve kar şeklindedir. Ortalama yağış 200 mm. civarındadır. Bu iklim tipinde bitki örtüsü yoktur.
Kutup iklimi, Kuzey Kutbu çevresinde Grönland Adası’nın iç kısımlarında ve Antarktika’da etkilidir.

25 Kasım 2007 Pazar

BEŞERİ UNSURLARIN ÜRETİM,DAĞITIM VE TÜKETİM SÜREÇLERİ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

• Toplumların ekonomik yapıları teknolojik gelişme ve değişmelerle beraber yaşadıkları coğrafyanın etkileriyle şekillenir.
• Fiziki şartlar bakımından benzer özelliklere sahip alanlarda ülkeler arası ortaya çıkan farkları beşeri ve ekonomik farlılıklar ortaya koyar.
Bir ülkenin üretimini o ülkenin fiziki ve beşeri şartları belirler.
Teknolojik gelişmeler ülkelerin üretimde fiziki şartlara bağlılığını da belirlemektedir.
• Ülkeler geliştikçe fiziki şartlara bağımlılığı azalmaktadır.
• Geri kalmış ülkeler ise hala fiziki şartlarla boğuşmaktadır.
Beşeri yönden nüfus miktarı ve yoğunluğu ile yerleşim yerinin özellikleri, teknolojik seviyesi, halkın ekonomik durumu, alışkanlıkları vb. ekonomik etkinlikleri yönlendirir ve şekillendirir.
A-ÜRETİMİ ETKİLEYEN BEŞERİ FAKTÖRLER
1.SERMAYE
2.İŞ GÜCÜ
3.TARIMSAL FAALİYETLER
4.TEKNOLOJİK GELİŞMELER
5.SANAYİNİN ETKİSİ
6.HAMMADDENİN ETKİSİ

1- SERMAYE:
Daha önceden üretilmiş ve üretime tahsis edildiğinde emeğin verimini artıran her şeye sermaye denir. Sermaye iktisadi bir varlıktırSermaye ekonomide her türlü mal ve hizmet üretmede kullanılabilecek kaynakların tümüdür. ( Makine, bina, hisse senedi, patent, şöhret, itibar vb.) Sermaye bazen üretimi oluşturur. Bazen de verimliliği artırır.
Sermaye Birikimi:
Yapılmış olan yatırımların tümüdür. Sermayenin birikmiş hali veya stokudur. ( Ulaştırma, eğitim, sağlık, haberleşme enerji, konut, tarım, sanayi, turizm alanındaki yatırımlar gibi.)
Bir ülkede sermaye birikiminin fazla olası o ülkenin üretim gücünün yüksek olması demektir. Çünkü sermaye,zenginlik ve verimlilik işaretidir. Sermaye daha kısa zamanda daha fazla, kaliteli ve ucuz üretime imkân verir.
Her ülke sermaye birikimine önem verir. Bunun en önemli yolu tasarruf edilerek ve bunu yatırıma dönüştürerek sermaye artışı sağlanır.
Sermaye,sanayi tesislerinin yapımında gerekli olan araç ve gereçlerin alınmasından , çalışanların ücretlerinin ödenmesine kadar birçok alanda en gerekli şarttır.
Sanayi tesisleri büyük sermayelerle kurulmaktadır. Bu nedenle, sermayenin, yani paranın biriktiği veya fazla olduğu bölgelerde sanayinin kuruluşu daha kolay olmaktadır. Sermaye birikimi fazla olduğundan Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerinde sanayi yatırımları daha fazladır.
Türkiye’de sanayi konusunda en büyük etken sermayedir.
Sermayemiz yeterli olmadığından, ülkemizde yabancı sermayenin girmesi için kolaylıklar sağlanmaktadır.Bu da zaman zaman büyük sıkıntılara neden olmaktadır.Ülkemizde tarımın gelişmiş ülkelere oranla geri kalmasında en önemli eksiklik sermaye yetersizliğidirTarımla uğraşan çiftçi kesimi kendi gereksinimini zorlukla karşılamakta, çoğu kez elde ettiği gelir yeterli olmadığı için yaşadığı köyü terk ederek büyük kentlere göç etmektedir.
Köylülerimizin bu gereksinimleri kendi düşük gelirleri ile karşılama imkanları yoktur.

2- İŞGÜCÜ:
Üretimde kullanılan insan gücüne emek denir. Emek olmadan diğer üretim faaliyetlerini üretime dönüştürmek mümkün değildir. Ekonomik anlamda emek; faydalı mal ve hizmet üretmek için planlı bir şekilde yapılan bedensel ve zihinsel faaliyettir. Emeğin kaynağı insandır. Bunun kaynağı da nüfustur.
Nüfusu çok olan ve genç bir yapıda olup, iyi eğitilmiş ülkeler işgücü kaynağı olarak avantajlı ülkelerdir.

İşgücü ikiye ayrılır,
1- Vasıflı İşgücü: Nitelikli, becerikli veya yetişmiş işgücüdür.Yani işinin ustasıdır.
2-Vasıflı İşgücü: Niteliksiz veya belirli bir beceri gerektirmeyen işgücüdür. Bu tür işgücü üretimde fazla verimli değildir.
Sanayi tesislerinin çalışması ve üretimin artması yönünden iş gücüne ihtiyaç vardır. Özellikle gelişen teknoloji ile birlikte sanayi tesislerinin büyümesi ve bu işyerlerinde makineleri kullanabilecek işgücü ihtiyacı artmaktadır. Sanayinin gelişebilmesi için konularında uzman nitelikli ve sürekli işgücünün olması gereklidir. Ülkemizde iş gücü ihtiyacı rahatlıkla karşılanabilmekte, hatta dış ülkelere bile gönderilmektedir. Fakat ülkemizde bazı sanayi kollarında teknik eleman henüz tam olarak yeterli değildir.

İşgücünün verimli olup olmamasını etkileyen faktörler:
1-İşgücünün eğitim, uzmanlaşma ve iş bölümü durumu,
2- Kullanılan hammadde ve malzemelerin kalitesi,
( Daha dayanıklı, üretimde daha az fire veren ve daha uzun ömürlü malzemeler olumlu katkılar yapacaktır.
Örneğin dokuma tezgâhında sık sık kopan iplik olumsuz etki yapar.)
3- Kullanılan teknolojinin düzeyi de emeğin verimini etkiler.
4- Emeğin verimi ülkeler, bölgelere ve sektörlere göre de değişebilmektedir.
( Enerji, eğitim, sağlık, yol, su, haberleşme vb at yapı yatırımları tamamlanmış alanlarda emek daha verimlidir.)

3- TARIMSAL FAALİYETLER:
Tarımsal faaliyetlerin özeliği, tarımda kullanılan teknolojiler, üretim miktarları ve üretilen ürünlerin kalitesi, üretilen ürünlerin fiyatlanma durumu ve dünya piyansına uyguluğu üretim açısından önemlidir.

Uygulanan Tarım Yöntemleri:
1. İntansif (Modern-Yoğun) Tarım Metodu:
Nüfusa göre ekili dikili alanların sınırlı olduğu ülkelerde uygulanır. Birim alandan alınan verim çok yüksektir. Örneğin Hollanda, Danimarka, Japonya, İsveç ve İsrail gibi ülkelerde bu tür tarım metodu uygulanmaktadır. Yurdumuzda ise Akdeniz ve Ege Bölgelerinde uygulanan seracılık faaliyetleri intansif tarım metoduna örnektir.
2. Ekstansif (İlkel-Kaba- Yaygın ) Tarım Metodu:
Nüfusa göre tarım alanlarının fazla olduğu ülkelerde uygulanan tarım metodudur. Birim alandan alınan verim düşüktür. Üretim miktarında iklimin etkisi vardır. İntansif tarım metodu ile ekstansif tarım metodu arasındaki en önemli fark birim alandan alınan verimdir.
3. Nadas Tarım Metodu:
Nadas, toprağın su ve mineral kazanmasını sağlamak amacıyla boş bırakılmasıdır.Verimi en düşük tarım metodudur. Tamamen iklime bağlılık gösterir. Yağışın az, sulamanın yetersiz olduğu alanlarda uygulanır.

4-TEKNOLOJİK GELİŞMELER:
Teknolojik gelişmeler üretimin artırılması, kaliteli ve ucuza mal üretiminin gerçekleşmesinde önemlidir. Yeni gelişen teknolojilerle daha kaliteli, daha seri ve ucuza üretim gerçekleşmekte daha kaliteli ve nitelikli ürünler üretilebilmektedir.
Ülkeler her geçen gün teknoloji yarışına girmekteler ve teknoloji harikası ürünleri sergileyerek dünya piyansına hâkim olma amacındadırlar. Bu yarışta geri kalan ülke ve firmaların ayakta kalmaları mümkün olamamaktadır.
Örneğin ülkemizde tarımsal üretimde; Köylerimizde tarlalar pek çok yerde hala hayvan gücünden yararlanarak sürülmekte; çiftçilerimizin dünyadaki teknolojik gelişmelerden, yeni bitki türlerinden yeterince haberi dahi olmamaktadır Oysaki içinde bulunduğumuz çağ, bilim ve teknoloji çağıdır. Gelişmiş ülkeler ile rekabet edebilmek, tarımsal ürün çeşitliliğini ve kalitesini yükseltmek için;Tarım araçlarına, tarımsal üretimi arttırıcı girdilere (kimyasal gübre, sulama kanalları), Bilimsel verileri uygulayacak gelire (tohumlarının satın alınıp, yeni bitki türlerinin üretilmesi) gereksinim vardır
5-SANAYİNİN ETKİSİ:
Sanayi: İşlenmemiş (hammadde) ya da yarı işlenmiş maddelerin fabrika ve imalathanelerde makinelerle işlenerek kullanılabilir ve tüketilebilir duruma getirilmesidir. Sanayide üretim yapan tesislere sanayi tesisi, yapılan faaliyetlere sanayi faaliyetleri denir.Sanayinin ekonomiye katma değeri tarıma oranla oldukça yüksektir. Bu nedenle sanayileşen ülkeler daha gelişmiştir. Sanayi ekonomik gelişmenin motor gücüdür. Sanayi dayanıklı, depolanabilir mal üretmesi ve daha örgütlü bir yapısı olduğu için gelir düzeyi daha yüksektir.Sanayi ayrıca bazı ürünlerin üretiminin artışı veya yaygınlaşmasına neden olarak üretim artışına neden olmaktadır Artan bu ürünlerin daha yüksek değerlerle alınması ve daha iyi değerlendirilmesi yoluyla katma değerler artmasın neden olmaktadır. Kurulduğu bölgelere yeni sanayi dalları veya yan sanayilerin kurulmasına imkân vererek, üretimin artmasına neden olmaktadır.
Örnek; Ülkemizde şekerpancarı üretimi, 1926 yılında Uşak ve Alpullu şeker fabrikalarının yapılmasıyla başlamıştır

6.HAMMADDENİN ÜRETİME ETKİSİ:
Sanayide makineler, işlenmemiş ya da yarı işlenmiş maddeleri işleyerek kullanılabilir ve tüketilebilir hale getirir. Bu şekilde kullanılabilir hale getirilen her türlü işlenmemiş yada yarı işlenmiş maddelere hammadde denir.Örneğin ;Tarladan toplanmış pamuk, şekerpancarı işlenmemiş hammaddedir. Pamuk ipliği ise yarı işlenmiştir.
Hammadde,sanayi tesislerine üretim için gerekli en önemli öğelerden biri olup, fabrikaları ayağına çeken özellik taşır.
Sanayide üretim yapılabilmesi için hammaddenin olması gerekmektedir.
Sanayi tesisleri hammaddelerin yoğun olduğu alanlar özellikle de hammaddenin yükte çok ağır alanlara kurulmaktadır. Bisküvi,makarna vb.unlu mamuller fabrikalarının İç Anadolu’da yoğunlaşması,Demir çelik fabrikalarının kömür ve demir yönünden zengin alanlara kurulması buna örnektir. Bunun yanı sıra fazla ağır olmamakla birlikte bazı çabuk bozulabilen hammaddeler de sanayi ayağına çeker. Örneğin konserve, salça, meyve suyu fabrikaları ve süt üretim tesislerinin çok yetiştirilen yerle kurulması buna örnektir.
Ülkemizde hammadde kaynakları ile sanayi kuruluşları arasında son derece sıkı bir ilişki mevcuttur.
Örneğin,
• Unlu gıda sanayi İç Anadolu’da,
• Dokuma sanayi Adana,İzmir, Denizli çevresinde,
• Zeytinyağı Sanayi Ege kıyılarında,
• Boya, plastik ve lastik fabrikaları rafineri kenarlarında yaygınlık göstermektedir.

B –DAĞITIMI ETİLEYEN FAKTÖRLER:
• Üretilen malların tüketicilere ulaşabilmesi dağıtım yoluyla olmaktadır.
• Dağıtım yeterince gelişemezse fazlaca üretim yapmanın bir anlamı yoktur.
• Üreticiden tüketiciye ulaşamayan mal ve hizmetlerinde tüketilmesi söz konusu olamaz.

DAĞITIMI ETKİLEYEN BEŞERİ FAKTÖRLER
• 1.ULAŞIM
• 2.MODERN PAZARLAMA TEKNİKLERİ
• 3.İLETİŞİM
• 4.İNSAN KAYNAKLARI
• YERLEŞİM ÖZELLİKLERİNİN ETKİSİ

1-ULAŞIM:
Sanayinin ihtiyacı olan hammadde ve üretilen mamul maddelerin taşınması faaliyetlerine ulaşım denir.
Ulaştırma ekonomik (tarım, sanayi, ticaret, turizm) veya ekonomik olmayan (gezi, kültür transferi, kolay ulaşım imkânları vb.) sistemlerin vazgeçilmez unsurudur ve Hızlı ve ekonomik bir ulaştırma, tarım verimliğinin arttırılması, sanayinin ve yerleşmelerin ve nüfusun sağlıksız dev şehirlerde toplanmasının engellenerek, yurt sathına daha homojen dağıtılmasının da en önemli aracıdır.Sanayi tesislerinin kuruluş aşamasında araç-gereçlerin, enerjinin, hammaddenin ve çalışanların taşınması ve üretim aşamasında ürünün pazarlanması için iyi bir ulaşım ağı gerekir.
Ulaşımın hızlı ve ucuz olması da gerekir. Bu nedenle sanayi kuruluşları ulaşımın elverişli ve ucuz olduğu deniz kıyılarında ya da demiryolu ağı çevresinde yoğundur.
Fabrika kurulacak yerler ana yollar üzeri ve yakınları olan alanlar olmalı, ulaşımı zor yolları kapanan alanlar buna uygun değildir.
Sanayi faaliyetlerinin ülkelerin yüzeyine dağılışı düzensizdir.
Ulaşım kolaylığına bağlı olarak tesislerin çoğu belli bölgelerde ve kıyı kesimlerde toplanmıştır. Örneğin, ülkemizde, sanayi tesisleri, genelde önemli ulaşım yolları kenarlarında ve limanlara yakın yerlere kurulmuştur.
İstanbul,İzmir,Mersin,Adana gibi merkezlerin çok gelişmesi ulaşımla çok yakından ilişkilidir.

2-MODERN PAZARLAMA TEKNİKLERİ:
Günümüzde dağıtım açısında modern pazarlama tekniklerinin de önemi büyüktür. Özellikle gelişen teknolojiden faydalanarak elektronik ortamda ticari bağlantılar yapılabilmektedir veya insanlar üretilen ürünler hakkında bilgilendirilmesi, o mal ve hizmetleri almaya istekli hale getirilme gayreti güdülmektedir. Ayrıca pazarlama günümüzde uzmanlık alanı haline gelmiş olup profesyonelce yapılamaktadır. Pazarlama kavramı günümüzde önemli bir ekonomi dalı haline gelmiştir. Çünkü insanlar çok çeşitli ürünlerin seçilmesinde zorlanmaktadır. Ayrıca var olan ürünlerinde bilinmesi gerekir.

Pazarlama; piyasada var olan ürünlerin tüketici tarafından tanınması ve bilinmesi, kişilerin belli ürünlere yönlendirilmesi görevini yapar. Bu sektördeki deneyimli bilgili ve yetişmiş elemanlarla yapılır. Bir yandan tanıtım ve yönlendirme yapılırken bir yandan etkili satış teknikleri ile ürünler daha cazip hale getirilerek dağıtım faaliyetleri ve tüketimin artmasına neden olurlar.Örneğin;Turizmde yılın belli aylarında yapılan indirimler sürpriz hediyeler, sürekli rehber hizmeti verme, ilginç seyahatlere uygulanacak farklı fiyatlar gibi.

3-İLETİŞİM:
Günümüzde iletişim ağı teknolojilerinin gerekliliği değil, sağladığı avantajlardan nasıl yararlanılacağı önem kazanmıştır.
İletişimin sağlayacağı yararlar;
• Maliyet avantajı,
• İş Sürekliliği,
• Bilgilere her an ve her yerden hızlı şekilde erişimdir.
• Günümüzde ticari ilişkilerin yürütülmesinde iletişimin çok önemli yeri vardır.
Üretilen malların tüketim bölgelerine ulaştırılmasında gerekli bağlantıların zamanında ve doğru şekilde yapılması çok önemlidir. İyi yapılmayan bağlantılar ticari ilişkilerin aksamasına üretimde kayıplara neden olur. Dağıtım sırasında oluşan aksaklıkların düzeltilmesi iletişim sayesinde olmaktadır. Konuyla ilgili yenilikler de iletişim ile anında bildirilebilir.

4-İNSAN KAYNAKLARI:
Bir ülkede çalışabilen ve üretime katkıda bulunan insan sayısını ifade eder. Ancak emeğin hem miktarı hem de kalitesi önemlidir.İnsanların sağlık, eğitim, bilgi birikimleri, kültürel durumları önemlidir.
Dağıtımın hızlı,güvenli,zamanında yapılabilmesi için,ulaşım araçlarının hızlı, güvenli, teknolojik özelliklerinin yeterli olması kadar bunları kullanacak ve bu faaliyetleri aksatmadan yapacak yetişmiş elemanlar gereklidir

5-YERLEŞİM ÖZELLİKLERİNİN ETKİSİ:
Dağıtımda yerleşmelerin önemi büyüktür. Önemli yol güzergâhlarında olan ulaşımın kolay olduğu yerleşmeler dağıtım faaliyetleri için oldukça uygundur.Özelikle de kara, hava, demir ve deniz yollarının birbirine bağladığı,otoban veya oto yolların üzerinde bulunan, önemli gar, liman ve hava alanlarına sahip yerleşmeler dağıtım üssü haline gelmektedirler. Bunların yakın çevreleri de bundan olumlu etkilenirken;Sayılan özeliklerden uzak,ulaşımın zor olduğu dağlık alanlar,yolların aşırı kış nedeniyle kapandığı alanlar, üretim bölgelerinde uzak olan alanlarda bulunan yerleşmeler olumsuz etkilenmektedir. Çünkü buralara üretilen mallar zorluk nedeniyle hem az gelmekte, hem de maliyeti yükselmektedir. Bu da fiyat artışları nedeniyle tüketimin az olmasına neden olmaktadır. Tüketim azaldıkça dağıtım da azalmaktadır.Özellikle kırsal yerleşmeler, bunlar içinde de dağınık yerleşmeler dağıtım için oldukça olumsuz özellikler oluşturmaktadır.
C –TÜKETİMİ ETİLEYEN FAKTÖRLER:
• 1.TEMEL İHTİYAÇLAR
• 2.TANITIM,REKLAM VE KİTLE İLETİŞİM ARAÇLARI
• 3.GELİR DÜZEYİ
• 4.MODA
• 5.TEKNOLOJİK GELİŞMELER
1- TEMEL İHTİYAÇLAR:
Temel ihtiyaçlar arttıkça tüketim artmaktadır. Çünkü bunlar zorunlu ihtiyaçlar olup ötelenmesi veya tehir edilmesi mümkün olmayan ihtiyaçlardır. Dünya nüfusu arttıkça veya yerleşmeler, aileler kalabalıklaştıkça temel ihtiyaçlar artmaktadır. Bu da tüketin artmasına neden olmaktadır. Nüfusun kalabalık olduğu yerler tüketimin fazla olduğu yerlerdir. Orhangazi’deki tüketim işleri İstanbul’daki tüketim aynı ölçüde değildir. Örneğin, batı bölgelerinde nüfus fazla olduğundan ürünlerin pazarlanması kolay olurken doğu bölgelerinde nüfus az olduğundan ürünlerin pazarlanması zor olur. Bu durum sanayi tesislerinin buralarda kurulmasını zorlaştırmaktadır.
Tüketim Talebini Etkileyen Faktörler:
1-Bir malın talebi toplumun istek ve ihtiyacına bağlıdır. Örneğin merdaneli çamaşır makinesini bu gün alan ve satan yoktur. Herkes otomatik makine istemektedir.
2-Bir malın talebi nüfusun büyüklüğüne bağlıdır. Bir ülkede çocuk oranı fazla ise çocuk giysisine talep de fazladır.
3-Bir malın talebi toplumun gelir düzeyi ile doğru orantılıdır. Gelir düzeyi yüksek kişiler temel ihtiyaçlarının dışında da talepte bulunurlar
4-Bir malın talebi o malın fiyatına da bağlıdır. Fiyat düştükçe talep de artar. Balığın fiyatı düşünce ete olan talep azalır.
5-Bir malın talebi başka bir malın fiyatına bağlıdır. Benzin fiyatları arttıkça oto gazla çalışan arabalara doğru bir talep artışı olur.

2-TANITIM REKLÂM VE KİTLE İLETİŞİM ARAÇLARI:
Reklâm: Mal ve hizmetler hakkında tüketicilerin bilgilendirilmesi ve etkilenmesi için kitle iletişim araçlarında ücret karşılığında söz, yazı, resim, görüntülerle sunulan yayınlardır.
Reklâmın amacı;
• bilgi verme,
• Hatırlama ve ikna etme
• yoluyla ürünlerin
• satışlarını artırmaktır.

Tanıtım:
İşletmeler, mallar ve hizmetler, kişiler hakkında kitle iletişim araçları ile sunulan haber niteliğindeki bilgilerdir.
Amacı; Karşılığında ücret almadan geniş kitleleri doğruluk derecesi yüksek haberle bilgilendirmedir. Kitleleri etkilemek ve ilgi uyandırmaktır.
Reklâm ve tanıtım araçları;
Radyo,televizyon, gazeteler, dergiler, internet, broşürler, pankartlar, afişler, duvar ilanları, el ilanları,tabela, kasetler, CD’ler, videokasetleri, sinema, tabela, ışıklı panolar, kataloglar vb.Bu tür araçlar ve faaliyetler tüketimi artıran etkidedir.
Reklâm ve tanıtım faaliyetlerinden etkilenen ve bir mal ve hizmet almaya henüz karar verememiş insanlar bu sayede mal ve hizmetleri alarak tüketici durumuna gelmektedir. Bu araçların günümüzde tüketim faaliyetlerindeki önemi her geçen gün artmakta âdete bu araçlar yeni bir sektör haline gelmektedir. İzlediğimiz reklâmlar evimizin içine girmiş, birer saatli bomba gibi tıklamaya başlıyor. Televizyon adeta elektronik bebek bakıcısı. Reklâm önce onları tavlıyor, sonra hayal dünyalarına giriyor ve daha sonra tüketime dönüşüyor.Çocuklarımız özellikle gıda ve oyuncak ürünleri seçiminde en çok televizyon reklâmlarından etkilendiklerinin tespit edilmiştir.

3-GELİR DÜZEYİ:
İnsanların tüketimlerinde en önemli etkendir. Gelir olmadan mal ve hizmetlere talep olmaz. İnsanlar yeterli gelirleri oldukça ancak tüketime girerler. Geliri attıkça tüketim için ayırdıkları bütçede artar. Gelir düzeyi az olan insanlar ancak zorunlu ihtiyaçları için kaynak ayırabilirken, zorunlu olmayan ihtiyaçlarına, lüks ihtiyaçlara imkân bulamaz. Gelir seviyesi arttıkça da zorunlu ihtiyaçların dışındaki ihtiyaçlara kaynak bulabilirler. İşçi, memur, çiftçi vb toplum kesimlerinde yeteli gelir olmadığı zaman piyasa durgunlaşır esnaf iş yapamaz hale gelir, Beyaz eşya, mobilya, ev, araba vb. alımları azalır. Bu, tüketimle gelir arasındaki bağlantıyı gösterir.

4-MODA:
İnsanları tüketimime yönelten ve tüketimi artıran bir başka etkendir. Modayı takip etmek, moda olan ürünleri almak, başkalarında gördüklerini özenti yoluyla almaya çalışmak,tüketimi artırır. Özellikle de gençler ve bayanlar bu konuda hedef olan kitledir. İhtiyacı olmadığı halde yeni bir elbiseyi, ayakkabıyı almak veya turistik bir beldeyi ziyaret etmek, yeni açılan bir lokantada yemek yemeye gitmek, yeni model bir araba almak vb. istek ve arzular tüketimin artmasına neden olmaktadır.

5- TEKNOLOJİK GELİŞMELER:
Bir yandan insanların yaşamlarını kolaylaştırmakta, bir yandan da hayat ve sağlık şartlarını iyileştirmektedir. Daha sağlıklı ve daha uzun ömür yaşayan ve daha fazla geliri olan insanlar daha fazla tüketici duruma gelmektedir. Teknolojik gelişmeler gün geçtikçe çeşitli mal ve hizmetlerin daha ucuza mal edilmesine neden olmaktadır. Üretilen malların ve hizmetlerin ucuzlaması tüketimin artmasına yol açmaktadır.
Teknolojik gelişmeler malların ucuzlamasını sağladığı gibi harika denilebilecek çok yeni ürünleri ortaya çıkarmakta; insanları moda da olduğu gibi cezb ederek İhtiyacı olmadığı halde daha iyisi, daha güzeli, daha fonksiyonlusu gibi yeni ürünlere yönelmektedir.
Kimi zaman da yükselen talep fiyatları düşürebilir. Bunun için en iyi örnek olarak bilgisayarlar ve elektronik ürünler verilebilir. Seri üretim teknikleri 1960’lı yıllardan beri, fiyatları yüzde 20 ila 30 düşürmektedir.

TARİHSEL SÜREÇTE ŞEHİRLER

İlk şehirlerin ortaya çıkışı ve yeryüzünde şehirleşme hareketlerinin başlangıcı oldukça eskilere dayanmaktadır.Buna karşın,şehirleşme sürecinin hızlanması Sanayi İnkılabıyla başlamış ve günümüzde de devam ede gelmiştir.Dünyadaki ilk şehir yerleşmeleri Mısır,Hindistan,Fırat-Dicle Havzası,Kuzey Çin,Orta Meksika ,Kuzey Andlar ve Güneydoğu Asya’nın akarsu vadilerinde tarımın gelişmesiyle belirmeye başlamıştır.

A.TARİHSEL SÜREÇTE ŞEHİRLERİN NÜFUS GELİŞİMİ

Şehir terim anlam olarak nüfus olarak yoğunlaşmış ,tarımsal olmayan insan yerleşmeleridir.Bazı şehirler tarımsal faaliyetleriyle öne çıkıp tarım şehri adını alsalar da bu tür şehirler gerçek anlamda şehir değillerdir.

İlk şehir yerleşmelerinin nüfusu günümüzdeki şehirlere oranla oldukça azdır.Örneğin Mezopotamya’da Sümerlere ait bir şehirde nüfus 7000 ile 20000 arasında değişiyordu.Günümüzde ise şehir nüfusları 15-20 milyonluk dev rakamlara ulaşmaktadır.

B.ŞEHİRLERİN FONKSİYONEL GELİŞİMİ

Yeryüzündeki ilk şehirleri oluşturan faaliyet tarımdı.Sanayinin ortaya çıkması ve gelişmesi ile şehirleşme hız kazanmış ve şehirlerin fonksiyonel değişimi hızlanmıştır.Değişen koşullar ve artan ihtiyaçlarla beraber şehirlerdeki faaliyetler farklılaşmıştır.

C.ŞEHİRLERİN GELİŞİMLERİNİN KÜRESEL ETKİLERİ

Şehirlerin sahip oldukları özelliklere göre etkileri yerel,bölgesel ve küresel boyutlarda olabilmektedir.Örneğin Newyork’ta meydana gelen bir olay Dünya’nın büyük bir kısmını etkilerken,Sudan’ın başkenti Hartum’da meydana gelen bir olay sadece yakın çevreyi etkilemektedir.Küresel etkileri fazla olan bazı şehirler şunlardır:

ROMA

Roma,tarih boyunca süren belirleyici etkisinden dolayı Dünya’nın Başkenti unvanına sahiptir.13.yy.da nüfusu 13bin olan Roma’nın gücü hem dini hem de siyasi olarak Dünya’nın büyük kısmını kapsıyordu.Ancak Roma’nın gücü İstanbul’a doğru kayınca şehir hem etkisini hem de nüfusunu büyük ölçüde kaybetmiştir.Roma’nın şimdiki nüfusu 3 milyon civarındadır.Aynı zamanda Katolik Hıristiyanların dini kenti olan Vatikan’ı da içine aldığından çift başkent özelliği taşımaktadır.Vatikan’ın etkisi İtalya’dan fazladır.

NEWYORK

1613 yılında Hollandalılar tarafından kurulmuştur.A.B.D.nin nüfus bakımından 2.büyük şehridir.Çevresindeki yerleşimlerle beraber nüfusu 21 milyondur.Dünya’nın ve A.B.D.nin önemli ve uluslar arası şirket ve firmalarının merkezleri burada bulunmaktadır.Bu şehirde bulunan Wall Street dünyanın en önemli finans merkezidir.Sanayi ve ticaretin olduğu kadar eğitim ve kültürel faaliyetlerin de yoğunlaştığı bir şehirdir.





3.ŞEHİRLER VE ETKİ ALANLARI

Şehirlerin gelişmesinde önemli paya sahip olan faaliyet türü o şehrin asıl fonksiyonunu belirler.Bazı şehirler aynı anda birden fazla fonksiyona sahip olabilirler.Şehirsel fonksiyonlar şehirleri çevrelerine göre bir cazibe merkezi haline getirmiştir.Bundan dolayı şehirler,çevresindeki nüfusu kendisine doğru çeken bir özelliğe sahiptir.

A.DÜNYA’NIN BÜYÜK ŞEHİRLERİ NEREDE KURULMUŞTUR?

Büyük şehirlerin genel özelliklerine bakıldığında her birinin çeşitli faaliyetlerle çevresini etkilediği görülmektedir.Konumu,hinterlandı (art bölge,etki alanı) ve fonksiyonları farklı şehirler bu şekilde oluşmaktadır.Büyük şehirler genellikle orta kuşakta kurulmuştur.Özellikle bu şehirlerin bazılarında denizle bağlantının kolay kurulduğu yerler tercih edilmiştir.Bazıları doğal güzellikleriyle insanları kendine çekmiş,bazıları ise sanayi ve ticaret faaliyetleriyle etki alanı oluşturmuş,bir kısım şehirler ise tarihsel süreçteki önemleriyle büyük şehirler arasında yer almışlardır.

B.ŞEHİRLERİN FONKSİYONLARI VE ETKİ ALANLARI

MEKKE
Coğrafi konum itibariyle şartlar olumsuz olsa da İslamiyet’in doğuşuyla önem kazanmıştır.Bu özellikle dünyadaki tüm Müslümanları etki altına almaktadır.Her yıl milyonlarca Müslüman bu şehri ziyaret edip hacı olmak amacıyla Mekke’ye gelmektedir.

ESSEN
Avrupa’nın en büyük sanayi bölgelerinden olan Ruhr bölgesinde bulunur.Kömür yataklarına bağlı olarak gelişmiştir.

ŞAM
Geçmişte kervan yollarının ve önemli ticaret yollarının üzerinde bulunmaktaydı.Günümüzde de bu şartların sağladığı avantajları değerlendirerek gelişimini devam ettirmektedir.

MARSİLYA
Akdeniz’in en büyük ticari kapasitesine sahip olan liman şehridir.Fransa’da bulunur.

BAYBURT
Tarım ve hayvancılık faaliyetleri öne çıkmıştır.

OXFORD
Eğitim hizmetlerinin öne çıktığı bu şehir, dünyanın her bölgesinden öğrencinin üniversite ve dil eğitimi için geldiği bir yerleşimdir.

PARİS
Fransa’nın idari ve siyasi başkenti olmakla kalmayıp,aynı zamanda modanın da başkenti durumunda olan bir şehirdir.

TOKYO
Japonya hem yer şekilleri hem de yer altı kaynakları bakımından olumsuz konumda olan bir ülkedir.Ancak bunlara rağmen yüksek teknolojiyi kullanarak önemli sanayi ülkelerinden biri olmuştur.Başkent Tokyo’nun bu olaydaki payı,demir yolu ve güçlü deniz filolarını kullanarak dünya pazarlarına erişimi sağlamasıyladır.Bu özelliğiyle Tokyo aynı zamanda sanayi kentidir.
________________________________________

EKONOMİK FAALİYETLERİN TÜRLERİ

1.DOĞAL VE BEŞERİ UNSURLARIN EKONOMİYE ETKİSİ

İnsanların beslenme,barınma,korunma gibi temel ihtiyaçlarının varlığı,ekonomik faaliyetlerin çeşitlenmesini ve gelişmesini sağlamıştır.Ekonomik faaliyet türleri üretim,dağıtım ve tüketim olmak üzere üçe ayrılırlar.Mal ve hizmetlerin sağlanmasına üretim,mal ve hizmetlerin tüketiciye ulaşmasına dağıtım,mal ve hizmetlerin kullanılmasına tüketim denir.

Ekonomik faaliyetler hiçbir zaman tek başına ele alınamaz.Örneğin üretim için tüketim,tüketim için üretim gereklidir.Ekonomik faaliyetlerde arz-talep dengesi vardır.Bu dengenin sağlanması ve üretim-tüketim arasındaki köprü rolünü de dağıtım kurar.

ÜRETİM,DAĞITIM VE TÜKETİMİ ETKİLEYEN DOĞAL FAKTÖRLER

Üretim,dağıtım ve tüketimi etkileyen doğal faktörlerin başlıcalarını sanayi için yer seçimi,hammadde kaynaklarına yakınlık,su kaynaklarına yakınlık,iklim şartları ve yer şekilleri özellikleri oluşturmaktadır.

Hammaddenin bozulabilir olduğu yerlerde üretim tesisleri genellikle ham madde kaynağına yakın veya kolay ulaşılabilecek yerlere kurulur.Örneğin konserve tesisleri sebze ve meyve yetiştirilen bölgelere kurulur.Ülkemizde konserve fabrikaları genel olarak Akdeniz,Ege ve Marmara bölgelerinde bu sebeple kurulmaktadır.Başka bir örnek olarak çabuk bozulabilen et ürünlerinin hemen kesildiği yerlerde paketlenmesi ve dondurulmasıdır.Bazı ham maddelerin işlenmesi sırasında suya ihtiyaç duyulabilir.Özellikle kağıt,demir-çelik fabrikaları ile nükleer ve termik santrallerin yer seçiminde su kaynaklarının yakını tercih edilir.

İklim,bazı sanayi kollarının yer seçiminde dolaylı etkiye sahiptir.Ham maddenin tarımsal olduğu işletmeler,iklim tarım ürünlerini etkilediğinden dolaylı olarak etkilenmiş olur.Bazı tesisler için doğrudan etkiye sahiptir.Soğuk iklim bölgelerinde tesislerin ısıtılması ek masraf getireceğinden ve ulaşım güçlüğünden dolayı sanayi tesislerinin sayısı azdır.Bazı sanayi kolları ise tesisin açık havada olmasını gerektirir.Özellikle uçak sanayisinin hava koşullarından ve iklim şartlarından doğrudan etkilendiğini söyleyebiliriz.İklim koşulları çalışanların verimini şiddetli sıcak ve düşük sıcaklık gibi faktörlerle de etkilemektedir.
(Teknocoğrafya:Teknik ve coğrafyanın birbirine yaptığı etkiyi araştıran bilim dalıdır.Çevre koşullarının özellikle de iklim şartlarının imalat ve üretime yaptığı olumsuz etkiyi en aza indirebilmek için çalışmalar yapar.İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra gelişme göstermiştir.Galvanize kaplama,paslanmaz çelik ve plastik kaplamalar bu çalışmaların sonucunda üretim sahalarında ve mamullerde kullanılmaktadır.Bu da ürünlerin dayanma sürelerini ve kullanışlılığını artırmaktadır.)

Yer şekilleri, kara yolu ve demir yolu ulaşımını etkilediğinden dolaylı olarak üretim,dağıtım ve tüketimi etkisi altına almaktadır.Ham maddenin işleneceği tesise ulaştırılması,mamul maddenin tüketiciye sunulması,işçilerin tesise gidip-gelebilmeleri ulaşımla bağlantılıdır.Bu sebeple yer şekillerinin engebesiz olduğu yerler sanayi tesislerinin kurulmasına elverişlidir.Ayrıca yer şekillerinin engebesiz olduğu bölgeler iklim açısından da elverişli koşullara sahip olduğundan sanayiye daha uygun mekanlar haline gelirler.

ÜRETİM,DAĞITIM VE TÜKETİMİ ETKİLEYEN BEŞERİ FAKTÖRLER

Üretim faaliyetleri üzerinde etkili olan beşeri faktörler
Sermaye
İş gücü
Teknolojik gelişmeler
Tarımsal faaliyetler
Sanayinin etkisi
Dağıtım faaliyetleri üzerinde etkili olan bazı beşeri faktörler
Ulaşım yolları
İletişim teknolojileri
Modern pazarlama teknikleri
Sermaye birikimi
İnsan kaynakları
Yerleşim özelliklerinin etkisi
Tüketim faaliyetleri üzerinde etkili olan bazı beşeri faktörler
Temel ihtiyaçlar
Tanıtım ve reklam
Kitle iletişim araçları
Moda
Gelir düzeyi
Bölgeler arasındaki farklı ekonomik faaliyetlere bağlı olarak ülke içerisinde farklı alanlar arasında ticari ilişkiler gelişmektedir.Petrolün rafinerilerde işlenmesi,ülkenin her yerine taşınması ve tüketicilere ulaştırılması bu duruma örnek olarak verilebilir.Siirt’ten örnek olarak da,fıstık bahçelerinden toplanan fıstıkların tüketime hazır olacak şekilde kavrulması,ülkenin çoğu yerine ulaştırılması olayını verebiliriz.

ÜRETİM,DAĞITIM VE TÜKETİM SEKTÖRLERİNİN ETKİLEŞİMİ

Yeryüzünün farklı bölgelerindeki ekonomik faaliyetler üretim,dağıtım ve tüketim bakımından etkileşime sebep olur.Örneğin tarımsal faaliyetlerle elde edilen pamuk,dokuma fabrikalarında işlenip kumaş olduktan sonra ulaşım araçlarıyla konfeksiyon atölyelerine ulaştırılır.Buralarda elbise olduktan sonra ulaşım araçları yoluyla tüketicilere arz edilir.Bunun sonucunda farklı sektörlerin arasında karşılıklı etkileşim gerçekleşir.Aynı zamanda tüketimin talepleri üretimi ve ürünü şekillendirir.

1.Tarım ve Hayvancılıkta Üretim,Dağıtım ve Tüketim Etkileşimi

Kırsal kesimlere ulaşım ağlarının uzanmadığı dönemlerde çiftçiler kendi ihtiyaçları kadar üretim yapmaktaydı.Tarımdaki gelişmeler ile birim alandan elde edilen verim artmış,üretim fazlası ürünler elde edilmiştir.Ulaşım yollarının gelişmesi ile birlikte bu ürünler tüketim alanlarına ulaştırılmıştır.Günümüzde bir ürünün dağıtım kıtalar arası boyuta ulaşmıştır.Çabuk bozulabilen tarımsal ürünlerin tüketiciye çabuk ulaştırılması gereklidir.Bu durum ürünlerin sağlıklı ve sağlam bir şekilde pazara ulaştırılması için teknik açıdan donanımlı ulaşım araçlarının gelişmesine sebep olmuştur.Frigofirik(soğutuculu) adı verilen özel soğutmalı taşımacılık süt,et ve sebze-meyve gibi ürünlerin pazarlara bozulmadan ulaştırılmasını sağlamaktadır.
Eskiden yerel üretim yapan bazı tarım bölgeleri,ulaşımın gelişmesine bağlı olarak üretim miktarlarını artırmışlardır.Hayvancılıkta da benzer durum söz konusudur.

2.Tüketimin Üretimi Etkilemesi

Tüketicinin her hangi bir sebeple tarım ve hayvan ürünlerine olan ilgisinin azalması üretim dengelerini bozmaktadır.Bir kaç sene evvel Avrupa’ya yapılan sebze ihracatında Avrupa standartlarına uyumun gerçekleşmemesi üreticiyi zor durumda bırakmıştır.Yine geçtiğimiz yıl yaşanan kuş gribi vakası,kümes hayvanlarına olan talebi azaltmıştır.

3.Tüketimin Fazla Olması Üretimi Nasıl Etkiler?

Bir ürünün kullanım alanının genişlemesi üretimini artırır.Buğday eski zamanlarda ve yakın zamana kadar temel ihtiyaç malzemesi iken,günümüzde lüks tüketim maddelerinin de içeriğinde kullanılmaktadır.Kozmetik sanayine kadar uzanan bu geniş ürün yelpazesi buğday tüketimini artırmaktadır.Kahve de tüketimin artışına bağlı olarak üretiminin hızla arttığı bir üründür.Günümüzde en çok kahve üreten ülke Brezilya’dır.

4.Üretim,Tüketim ve Dağıtımın Yeni Sektörlerin Ortaya Çıkmasına Etkisi

İnsanların bir kısmı yiyeceklerini akarsu,göl ve denizlerden balık tutarak temin etmiştir.Zamanla bu ürünlerin fazlasını satmış, yeni bir iş kolu ortaya çıkmıştır.Deniz ürünleri çabuk bozulduğu için başlangıçta yakın pazarlara ulaşılmış,teknolojinin gelişmesiyle balık işleme,ambalajlama,soğutuculu taşıma gibi iş kolları ortaya çıkmıştır.Görüldüğü üzere üretim,dağıtım ve tüketim sektörleri hem birbirlerini etkilemekte hem de yeni iş kollarını oluşturmaktadır.

5.Tükenebilir Enerji Kaynaklarında Üretim,Dağıtım,Tüketim İlişkisi

Tükenebilir enerji kaynaklarından olan kömürün üretim ve kullanım alanı aynı yerde toplanmaktadır.Kömür havzaları farklı sanayi kollarını kendine çekmiştir.Metal sanayisinin kömür havzalarına yakın olması diğer sanayi kollarının da gelişmesini sağlamıştır.Ancak gelişen ulaşım ağları sanayinin kömür havzaları çevresinde toplanma zorunluluğunu ortadan kaldırmıştır.Artık limanların çevresinde de metal sanayisi toplanmaktadır.Dünyadaki başlıca kömür yataklarının en önemlileri Kuzey Yarımküre’nin orta enlemlerinde yer almaktadır.Bir çok yerde bulunmakla ve petrol ve doğalgaza göre daha düzenli dağılmakla birlikte,bilinen kömür rezervlerinin hemen hemen üçte ikisine sahip üç ülke vardır.A.B.D.,Rusya(Ukrayna,Kazakistan) ve Çin..

Amerika
A.B.D. dünyanın en zengin kömür yataklarına sahiptir.Kömür her yörede yaygın olarak bulunur.Çok çeşitli kömür tiplerine sahiptir.Ve kömür rezervleri dev boyuttadır.Bu özelliklerle A.B.D. diğer ülkelere üstünlük sağlamaktadır.Üretimin büyük bir kısmı batı kıyıları boyunca uzanan Appalaş dağlarından sağlanır.Kanada ise dünya toplamına göre az miktarda kömür çıkardığı halde dışarıya kömür satımında dünya dördüncüsü bir ülkedir.
Avrupa
Avrupa’da en önemli kömür yatakları İngiltere’den başlayıp,Fransa’dan geçerek Güney Rusya’ya kadar uzanan bir hat boyunca yer almaktadır.Kıtadaki maden kömürü yatakları esas olarak Fransız-Belçika-Hollanda,Almanya’nın Ruhr havzası ve Doğu Avrupa (Polonya,Çek Cum.) ülkelerindedir.
Asya
Maden kömürü Çin’in hemen her bölgesinde bulunmakla beraber özellikle Mançurya ile Şensi ve Şansi eyaletlerinde yer almaktadır.Hindistan kömür üretiminde üçüncü olan ülkedir.Bu ülkede kömür yatakları orta ve doğu eyaletlerde toplanmıştır.Rusya dev kömür rezervlerine sahip olmasına rağmen lokasyonunun -çıkarım yerlerinin- uygunsuzluğu en olumsuz koşuludur.Kömür yataklarının büyük bir bölümü nüfusun çok azının yaşadığı Asya kesimidir.
Okyanusya
Dünyanın en büyük kömür dış satımı yapan ülkesi Avustralya’dır.Maden çıkarım faaliyetlerinin %95’i Yeni Güney Galler ve Queensland (Kuinslend) eyaletlerinden yapılmaktadır.

7 Ekim 2007 Pazar

HARİTA BİLGİSİ

HARİTA BİLGİSİ

1.HARİTA:
Dünyanın tamamının veya bir kısmının kuşbakışı görünüşünün belli bir ölçekle küçültülerek düzleme aktarılmasıdır.

Haritayı oluşturan unsurlar:
Bir çizimin harita olabilmasi için şunların olması gerekir:
1-Kuşbakışı görünüşün sağlanması gerekir
2-Bir ölçeğe göre küçültülmesi gerekir.
3-Bir düzleme aktarılması gerekir.

Haritalar çizilirken dikkat edilecek konular:
*Haritanın kullanım amacı belirlenir.
*Çizimi yapılacak alanın enlem ve boylam dereceleri belirlenir
*Amaca uygun başlık konulur.
*Küçültme oranı ( ölçek ) belirlenir.
*Enlem ve boylamlar gösterilmeyecekse ,yön oku konur
*Harita anahtarı ( lejant ) konur.
Dünya yuvarlak olduğu için harita çizimlerinde bozulmalar olur. Bu bozulmaları en aza indirmek için projeksiyon yöntemleri geliştirilmiştir.
PROJEKSİYON YÖNTEMLERİ:

A) SİLİNDİR PROJEKSİYON
Ekvator ve çevresinin en az hatayla çizildiği yöntemdir.

B) DÜZLEM PROJEKSİYON:Kutuplar çevresinin en az hatayla çizildiği yöntemdir.
.

C) KONİK PROJEKSİYON
Orta kuşağın en az hatayla çizildiği yöntemdir .

2. ÖLÇEK
Haritalardaki küçültme oranıdır.İkiye ayrılır.

A) KESİR ÖLÇEK


1/50 000 1/1 000 000 gibi kesirlerle ifade edilir.
B) ÇİZGİ ÖLÇEK


3) HARİTA ÇEŞİTLERİ

A)ÖLÇEKLERİNE GÖRE HARİTALAR


A1)BÜYÜK ÖLÇEKLİ HRT

PLANLAR
ÖLÇEKLERİ 1/20 000 E KADAR OLAN HARİTALARDIR.

TOPOĞRAFYA HRT.

ÖLÇEKLERİ 1/20000 İLE 1/200 000 ARASI


A2) ORTA ÖLÇEKLİ

ÖLÇEKLERİ 1/200 000 İLE 1/500 000 ARASINDA OLAN HARİTALARDIR.

A3)KÜÇÜK ÖLÇEKLİ HARİTALAR
ÖLÇEKLERİ 1/500 000 DEN KÜÇÜK OLAN
(ÖRN 1/1 000 000 ) HARİTALARDIR.







B) KONULARINA GÖRE HARİTALAR




B1) SİYASİ VE İDARİ HARİTALAR
SİYASİ HARİTALAR ÜLKE SINIRLARINI
İDARİ HARİTALAR ÜLKENİN İL VE İLÇE SINIRLARINI GÖSTERİR.








B2)FİZİKİ HAR
YERYÜZÜ ŞEKİLLERİNİ GÖSTEREN HARİTALARDIR.






B3)BEŞERİ VE EKONOMİK HAR
BEŞER İNSAN DEMEKTİR.BEŞERİ HARİTALAR NÜFUS GÖÇ YERLEŞME GİBİ KONULARI İÇERİR.
EKONOMİK HARİTALAR İSE TARIM TURİZM TİCARET HAYVANCILIK MADENLER GİBİ KONULARIN DAĞILIŞINI GÖSTERİR








B4) ÖZEL HARİTALAR

UZMAN KİŞİLER İÇİN HAZIRLANMIŞ HARİTALARDIR. ÖRN.METEOROLOJİ HRT. DEPREM HARİTASI VB.






HARİTALARDA YÜZEY ŞEKİLLERİNİN GÖSTERİLMESİ

1-İZOHİPS(EŞYÜKSELTİ) YÖNTEMİ

Aynı yükseltiye sahip noktaların birleştirilmesinden elde edilen iç içe kapalı eğrilerdir.
İZOHİPSLERİN ÖZELLİKLERİ
• İç içe kapalı eğrilerdir.
• Yeryüzü şekillerinin yükseltilerini ve biçimlerini canlandırırlar.
• Sıfır (0) m izohipsi deniz seviyesinden başlar. Kara ile denizin birleştiği deniz kıyısını düz bir çizgi halinde takip eder. Buna kıyı çizgisi adı verilir.
• İzohips eğrileri dağ doruklarında nokta halini alır. Buralar zirve olarak tanımlanır.
• İzohipsler yeryüzü şekillerinin kuşbakışı görünümünü belirler.
• En geniş izohips halkası en alçak yeri, en dar izohips halkası ise en yüksek yeri gösterir.
• Aynı izohips üzerinde bulunan bütün noktaların yükseltileri birbirine eşittir.
• İki izohips eğrisi birbirini kesmez.
• Birbirini çevrelemeyen komşu iki izohipsin yükseltileri aynıdır.İki tepe arasında kalan kısımlara BOYUN denilir
• İzohipslerin sıklaştığı yerler eğimin arttığını, seyrekleştiği yerler ise eğimin azaldığını gösterir.
• Çukurluklar, derinlik istikametinde ok işareti konularak gösterilir. (Krater, polye, obruk gibi)
• Her izohips eğrisi kendisinden daha yüksek bir izohipsi çevreler. Ancak çukur yerlerde bunun tersi geçerlidir.
• İki izohips eğrisi arasındaki yükselti farkına eküidistans (izohips aralığı) denir.











2-TARAMA YÖNTEMİ

KISA KALIN VE SIK ÇİZGİLER EĞİMİN FAZLA OLDUĞU YERLERİ UZUN SEYREK VE İNCE ÇİZGİLER EĞİMİN AZ OLDUĞU YERLERİ GÖSTERİR.





3-GÖLGELENDİRME YÖNTEMİ

AYDINLIK YERLER AÇIK RENKLERLE GÖLGELİ YERLER KOYU RENKLERLE ÇİZİLİR.
KK
4-KABARTMA YÖNTEMİ
YERŞEKİLLERİ HARİTA ÜZERİNDE KABARTILARAK GÖSTERİLİR. GERÇEĞE EN UYGUN HARİTADIR.ANCAK YAPIM MALİYETİ VE TAŞIMA ZORLUĞU NEDENİYLE PEK KULLANILMAZ.
5-RENKLENDİRME YÖNTEMİ
HER YÜKSELTİ BELLİ BİR RENKLE GÖSTERİLİR.

0-200M YEŞİL
200-500 M AÇIK YEŞİL
500-1000M SARI
1000-1500M TURUNCU
1500-2000M KAHVERENGİ
2000+ KOYU KAHVERENGİ

0 -200 AÇIK MAVİ
-200 - -500 MAVİ
-500 + KOYU MAVİ

MADDE DÖNGÜSÜ

MADDE DÖNGÜSÜ NEDİR?

Yaşama birliklerinde ve onun büyütülmüşü olan tabiatta canlılığın aksamadan devam edebilmesi için bazı önemli maddelerin kullanılan kadar da üretilmesi gerekmektedir.Doğada ekolojik önemi olan bu maddeler canlılar ve çevreleri arasında alınıp verilir.Bu maddeler güneş enerjisi yardımıyla belirliyörüngeleri izleyerek dolaşımlarını tamamlarlar.Maddelerin ekosistemdeki bu dolaşımınamadde döngüsü denir.Tüm maddeler döngü yoluyla sürekli olarak canlılar tarafından yeniden kullanılır.Canlılar için gerekli olup,devredilmesi gereken maddelerin en önemlileri;oksijen,su,azot,karbon,fosfor ve kükürttür. Bu madde döngülerindeki en önemli rolü saprofitler ve kemosentetik bakteriler üstlenmektedir. Çünkü bunlar doğada her an toprağa düşen organik artıkları ve cesetleri ayrıştırarak inorganik maddelere dönüştürürler.Daha sonra bu yollarla serbest kalan inorganik maddeler yeniden fotosentez ve kemosentez yoluyla kullanılır halegetirilir.Fotosentez ve kemosentez olaylarıyla tekrar inorganik maddeler organik maddelere dönüştürülür. Bu organik artıklar yaprak,odun,kaya parçaları ve hayvan leşleri olabilir.Doğada hiçbir zaman madde kaybı söz konusu değildir
KARBON DÖNGÜSÜ


Canlı yapısının en önemli elementlerinden birisi karbondur.Bütün organik bileşiklerin temel yapı elemanıdır.Bunun için canlı organizmalar karbonlu bileşikleri kullanmak zorundadırlar.Karbon doğada hem mineral biçiminde (kömür,elmas,gaz halinde ya da suda çözünmüşdurumda karbondioksit olarak) hem de organik biçimde (canlı varlıklarca oluşturulanmoleküllerde) bulunur.Yeşil bitkiler güneşten gelen ışık ve doğadan absorbe ettikleri su ve karbondioksit molekülleri ile organik maddeleri sentezlerler.Bazı bakteriler ise besini kemosentez yoluyla üretirler.Bitki ve bazı bakterilerin sentezlediği organik maddeler arasında karbonhidrat önemli bir yer tutar.Karbonhidratları ve türevlerini,saprofit bakteriler absorbe ederek ve hayvanlar besin olarak tüketerek solunumda kullanmaları sonucu atmosfere serbest karbondioksit bırakırlar.

Gerek hayvanların gerekse mikroorganizmaların ölümleri sonucunda, toprakta ayrışmayabaşlayan vücut yapıları, metan bakterileri tarafından ayrıştırılarak CO' ye dönüştürülür ve atmosfere serbest olarak bırakılır.Şemada görüldüğü gibi CO , ışık ve su varlığında tekrarbitkiler tarafından fotosentez reaksiyonlarında kullanılır.
Bunun dışında bitki ve hayvan ölüleri, toprağın çok derinlerinde, yüksek basınç ve sıcaklık etkisi altında petrol ve kömür gibi yapılara dönüşebilirler.Petrol ve kömür, insanlar tarafından enerji ihtiyaçları için kullanılırken yine açığa karbondioksit (CO ) ve karbonmonoksit (CO) gazları çıkar.

AZOT DÖNGÜSÜ


Tek hücreli olsun çok hücreli olsun doğadaki tüm canlılar, yapılarına aldıkları besin maddeleri ile amino asit ve bu amino asitlerden de protein sentez ederler.Protein sentezi için gereken ana elementler ise karbondan sonra azottur.Azot gerek proteinlerin gerekse
DNA ' nın moleküler yapısı için gerekli olan çok önemli bir elementtir.Canlılar bunun için azotu kullanmak zorundadırlar.

Atmosferde %78 gibi yüksek bir oranda azot vardır.Fakat çoğu canlı atmosferdeki serbest azotu doğrudan kullanamaz.Azotun önce bakteriler,su yosunları ve bazı likenler tarafından aşka elementler-le birleştirilerek nitratlara dönüştürülmesi gerekir.Havadaki azotgazı, topraktaki azot tutucubakteriler tarafından nitratlara dönüştürülür.Bitkiler büyümeleri için gerekli azotu sağlamak için nitratları soğururlar.Hayvanlar bu bitkilerle beslenirler. Bakteri ve mantarlar,ölü bitki ve hayvanları toprağa amonyum bileşikleri yayarak çürütürler. Nitrat tutan bakteriler bu amonyum bileşiklerini, daha sonra bitkilerde kullanmak için nitrata dönüşen,nitrite dönüştürürler.Nitrat bozan bakteriler azot bileşiklerinin yeniden azot gazına dönüşmesini sağlarlar (denitrifikasyon).
Atmosfere serbest bırakılan azot, diğer mikroorganizmalar yada mantar, yosun vb. gibi canlılar tarafından absorbe edilerek protein sentezinde kullanılırlar.Bitkilerin kendileri de azotu kullanıp protein sentezlediği gibi, hayvanlar tarafından tüketilerek sindirildikten sonrayapılarındaki azotla yine protein sentezi gerçekleştirilir.
Ayrıca yıldırımve şimşek gibi gibi doğa olayları toprağa azot bağlanmasında etki ederler.

SU DÖNGÜSÜ


Su, bazı doğal kuvvetler ve hava hareketleriyle atmosfer ile yer yüzündeki karalar ve sular arasında sistemli bir şekilde hareket etmektedir.Buna su döngüsü veya hidrolojik dolaşım denir.Güneş enerjisinin ısıtmasıyla ,çeşitli kaynaklardan atmosfere çıkan su buharı;yağmur,kar, dolu gibi yağış biçimleriyle yeniden yer yüzüne döner.Bu suyun bir miktarı yer altı sularına karışırken,daha büyük bir kısmı,göl ve deniz gibi kaynaklarda birikir.Su döngüsü de,öteki tüm döngüler gibi süreklidir.Bitkiler de terleme ile su döngüsüne katılır.Yer yüzündeki bütün sular,su döngüsüne katılmaktadır.Yani,denizlerden buharlaşan su,yağış olarak yer yüzüne dönmekte, bir kısmı yüzeysel sularda birikip ,bir kısmı da yer altı sularına karışmaktadır. Yer altı sularının son toplanma yeri ise deniz ve okyanuslardır.Burada toplanan sular,su döngüsüne devam eder (uzun su devri).Deniz ve okyanuslardan buharlaşan suyun karalara geçmeden tekrar yağmur, kar,dolu, biçiminde deniz ve okyanuslara geçmesine kısa su devri denir.Buharlaşma ve terleme yoluyla yükselen su,bulutlarda yoğunlaşır.Bunun sonunda da yağış oluşur.Yağış olarak geri dönen suyun bir kısmı yüzey sularında (göl ve denizlerde) depo edilir.
Diğer kısmı yer altı sularına karışır.Toprağa giren su , yer altı suyu olarak tekrar denizlere akar. Bu şekilde su döngüsü tamamlanmış olur.

OKSİJEN DÖNGÜSÜ

Oksijen,değişik biçimlere dönüşerek doğada sürekli bir döngüiçerisindedir.Havada gaz, suda ise çözünmüş olarak bulunan oksijen,serbest halde azottan sonra en çok bulunan elementtir.Hayvanların ve basit yapılı bitkilerin,solunum yoluyla aldıkları oksijen hidrojenle birleşince su oluşur.Bu su, daha sonra dışarıya atılarak doğaya verilir.Ortamdaki karbondioksit, algler ve yeşil bitkiler tarafından fotosentez yoluyla karbonhidratlara dönüştürülür,yan ürün olarak da oksijen açığa çıkar.Dünyadaki sular,biyosferin başlıca oksijen kaynağıdır.Oksijenin yaklaşık %90’ ının bu sularda yaşayan alglerce karşılandığı tespit edilmiştir.Diğer döngülerde de bazı aşamalarda oksijenin yer aldığı bilinmektedir.
Atmosferdeki oksijen oranı sabittir.Çünkü solunum durmayan bir olaydır ve bütün canlılar tarafından gerçekleştirilmektedir.

FOSFOR DÖNGÜSÜ

Fosfor da, canlılar için gerekli temel maddelerdendir.Hücrelerde nükleik asitlerin enerji aktarımlarını sağlayan adenozin trifosfat(ATP) maddesinde,hücre zarının yapısında,ayrıca kemik ve dişlerin yapısında bulunur.Fosfor diğer elementler gibi doğada bileşikler halinde bulunur.Fakat bu bileşikler suda kolay çözünmezler.Fosfor bileşikleri özellikle kemik,diş,kabuk gibi hayvansal atıklarda ve doğal kayaçlarda bulunurlar.Bu bileşikler suda çözünmedikleri için diğer bazı bileşiklerle reaksiyona girerler.Bu bileşiklerin başında nitrat ve sülfirik asit yer alır.
Suda kolay kolay çözünmeyen fosfatlı bu bileşikler bu yolla çözülürler ve oluşan bu fosfat tuzları bitkiler tarafından absorbe edilebilirler.Bitkilerin hayvanlar tarafından besin olarak tüketilmesiyle fosfor dolaylı yoldan hayvanlara geçmiş olur.Fosfat,organizma artıkları ile toprağa geçer ya da çözülmeyen bileşikler şeklinde diş,kemik ve kabukların yapısına katılırlar.
Fosfat, kuş ve balıkların kemiklerinde de bulunduğu için, bu hayvanların ölmesi halinde fosilleri kayaçlara gömülebilir.Fosfat bileşiklerini ihtiva eden bu kayaçlar, yeryüzü hareketleriyle parçalanmaya uğrayarak tekrar doğaya karışabilir.Bunun yanında volkanik faaliyetlerle magma tabaasından yeryüzüne ilave olarak fosfat kazandırılabilir.Yine bazı tür bakteriler ortamda bulunan fosfatlı bileşikleri kemosentez reaksiyonlarıyla işleyerek çözünebilen fosfat tuzları (CaHPOve CaSOgibi) haline getirebilirler.
Fosfor döngüsünün temelini,fosforun karalardan denizlere veya denizlerden karalara taşınması oluşturur.Fosfatlı kayalardaki fosforun bir kısmı,erozyon yoluyla suda çözünmüşhale gelir.Bu inorganik fosfat ,bitkilerce,suda çözünmüş ortofosfat biçiminde alınır,organik fosfatlara çevrilir.Beslenme zinciriyle otobur ve etobur hayvanlara aktarılır.Bitki artıkları, hayvan ölüleri ve salgılarındaki organik fosfatlar,ayrıştırıcı mikroorganizmalar yardımıyla inorganik duruma çevrilir.Böylece yeniden bitkilerce alınmaya hazırdır.Jeolojik hareketlerdenbaşka,fosforun denizlerden karalara dönüşü,balıkçılık ve balık yiyen deniz kuşlarının dışkıları yoluyla olur.
KÜKÜRT DÖNGÜSÜ

Kükürt,toprakta ve proteinlerin yapısında bol miktarda bulunur. Fakat bitkiler kükürdü sülfatlara çevrildikten sonra kullanabilirler. Kükürt içeren proteinler,önce topraktaki çeşitli organizmalar aracılığıyla kendilerini oluşturan aminoasitlere parçalanır,ardından aminoasitlerdeki kükürt başka bir dizi toprak mikroorganizması yardımıyla hidrojen sülfüre dönüşür.Hidrojen sülfür oksijenli ortamda,kükürt bakterileri aracılığıyla önce kükürde sonra sülfata çevrilir;sülfatlar da başka bakteriler tarafından yeniden hidrojen sülfüre dönüşür.Eğer bitki veya hayvan ölürse,yapılarındaki proteinin parçalanmasıyla kükürt H S şeklinde açığa çıkar.H S kükürt bakterileri tarafından önce S O‘ye daha sonra da Oiyonuna dönüştürülür.SO iyonları,bazen doğada serbest olarak reaksiyona girerek sülfatlı bileşikleri de verebilirler.Organizmalar tarafından alındığı takdirde kükürt içeren iki aminoasit olan Sistein ve Metionin’nin yapısına katılırlar.

MADDE DÖNGÜLERİNİN YARARLARI
Tüm canlılar dünyanın yüzeyinde ya da yüzeye çok yakın ince bir toprak katmanında yaşarlar ve güneş enerjisinin dışındaki gerekse-nimlerini bu katmanın içerdiği kaynaklardan karşılarlar. Eğer yaşa-mın sürmesi için gerekli olan su,oksijen ve diğer maddeler sadece bir kez kullanılmış olsaydı hepsi şimdiye kadar tükenmiş olurdu.
Doğanın tüm işlevlerinin çevrimler halinde düzenlenmiş olması bu işlevlerin sonsuza dek yinelenmesini sağlamaktadır.Hava,su,toprak,bitkiler ve hayvanlar arasında sürekli bir alışveriş olması yeryüzünün tüm zenginliklerinin tekrar tekrar kullanılabilmesine ve böylelikle yaşamın sürmesine olanak verir.
Su Döngüsü :

Dünya üzerinde su döngüsü olmasaydı canlıların yaşama olanakları ortadan kalkardı.Örneğin;dünya üzerine ortalama olarak yılda 1000 mm yağış düşmektedir.Eğer su döngüsü olmasaydı bu miktar sadece 24 mm olacaktı.Çünkü havada buhar halinde tutulan su ancak 24 mm yağış verebilecek miktardadır.Bu nedenle ancak su döngüsüyle bir su damlacığının buharlaşması ve yağış halinde yer yüzüne düşmesi olayı yılda 40-42 kez tekrarlanarak yıllık ortalama 1000 mm yağış meydana getirebilmektedir.

Karbon ve Oksijen Döngüsü :
Bir dönümlük şeker kamışı her yıl atmosfer tabakasından 20 ton kadar karbondioksit kullanılır.Bitki ve hayvan enerji elde etmek için organik maddeleri yıkar.Karbondioksit ve suya kadar parçalanır.Hücre solunumu denen bu olay sonucunda oluşan karbondioksit tekrar atmosfer tabakasına verilir. Bu örneğin tersine bir şekilde olsaydı yani karbon devri gerçekleşmeseydi oluşabilecek en önemli olumsuz sonuç atmosferdeki oksijen ve karbondioksit dengesinin bozulması olurdu. Oksijen miktarı kısa bir süre içerisinde tükenirdi. Çünkü canlıların tükettiği oksijen,bitkiler tarafından sağlanama- yacaktı.Yine buna bağlı olarak atmosferdeki karbondioksit gazı fazlalığından canlıların sonu gelirdi.

Azot Döngüsü:

Tüm canlıların büyümek için gerekli olan proteinleri üretebilmek üzere azota(nitrojen) gereksinimleri vardır.Azot oldukça karmaşık bir yoldan sağlanır.Soluduğumuz havanın yaklaşık olarak % 78 ini oluşturmasına karşın canlılar tarafından gaz biçimiyle kullanılamayan azotun önce nitritlere daha sonra da nitratlara dönüşmesi gereklidir.Eğer azot döngüsü tamamlanmasıydı;nitrit, nitrat ve azot üretilemez birbirlerine çevrilemezdi.Dolayısı ile azot içeren bitkiler olmazdı buna bağlı olarak da protein sentezlenemezdi ve canlılar protein ihtiyacını karşılayamazlardı.

Kükürt Döngüsü:

Kükürt de azot,karbon ve diğer elementler gibi yaşam için gerekli olan elementler arasındadır.Bitkiler kükürdü SOşeklinde topraktan absorbe ederek H S ‘e çevirirler.Daha sonra kükürdü de proteinlerin yapıtaşı olan aminoasitlerin sentezinde kullanırlar.Eğer kükürt döngüsü olmasaydı canlılar için gerekli olan proteinsentezlene- meyecekti.Canlılar yaşamları için gerekli proteinlerden yeteri kadar alamayınca hızla ölmeye başlayacaklardı.

Fosfor Döngüsü:

Fosfat canlıların diş,kemik ve kabuk kısımlarında bulunması gereken bir maddedir ve bu ancak fosfor döngüsü sayesinde çeşitli aşamalardan geçerek; kayaçlardan,deniz kabukları ve kayıp kalıntılardan elde edilir.Eğer fosfor döngüsü gerçekleşmeseydi ya da sözünü ettiğimiz aşamalarda kullanılan P bağlayan bakteriler olmasaydı hayvan ve bitki artıklarındaki protein ve diğer bileşiklerin ayrışması mümkün olmayacaktı.Bu nedenle artıklar sonsuza kadar hiç bozunmaya uğramayacaktı ve doğada sürekli bir madde kaybı meydana gelecekti